Alzheimer hastalığı konusunda farkındalık yaratmak adına çeşitli etkinlikler gerçekleştirilen Dünya Alzheimer Günü her yıl 21 Eylül'de gerçekleştiriliyor.

Genellikle ileriki yaşlarda ortaya çıkan Alzheimer, beynin bazı bölümlerinin zaman içinde hasarlanması sonucunda bellek, sosyal faaliyetler, günlük işlevler ve davranışlarda bozulma ile kendini gösteren ciddi bir hastalıktır.

21 Eylül Dünya Alzheimer Günü Neden Önemlidir?

Dünya Alzheimer Günü, her yıl 21 Eylül'de farkındalık yaratmak ve insanları bilinçlendirmek amacı ile ortaya çıkmıştır. Bugün, hastalığın erken teşhis edilmesini sağlamak açısından oldukça önemlidir.

Alzheimer dalgası dünyayı vurabilir

tespitinden bu yana 100 yıldan fazla süre geçmesine rağmen henüz çaresi bulunamamış bir hastalık Alzheimer. Üstelik yaşam süresi uzadıkça oran yükseliyor. Bu hastalığa yakalananlara ve onların yakınlarına destek için 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü olarak düzenleniyor. Tam da bugünün bir öncesinde ömrünü bu hastalığın çözümüne adamış bilim insanı Doç. Dr. Çağhan Kızıl ile bir araya geldik. Sinirbilim uzmanı Kızıl, uzun yıllardır çalıştığı Almanya Dresden Üniversitesi’nden ABD’deki Columbia Üniversitesi’ne geçiş yaptı. Kızıl ile İstanbul ziyaretinde buluştuk. Biz sorduk o yanıtladı.

KANSERİ ÇÖZÜYORUZ AMA ALZHEİMER ARTIYOR

Alzheimer’ın sağlık sorunları içindeki payı hızla yükseliyor. Önümüzdeki süreçte büyük bir patlama bekleniyor. Paniğe kapılmamız gerekir mi?

Demans dediğimiz büyük şemsiye. Alzheimer ise onun yüzde 70’ini oluşturan bir hastalık. Alzheimer’in türleri var, hepsini tek bir torbaya koyamayız. Hastalık neden büyük bir sıkıntı? Birincisi yaşlı hastalığı. Yaşam süresi 2-3 yıl uzadıkça kritik eşik aşılıyor. Daha fazla insan bu hastalığa yakalanıyor. Kanseri çözüyoruz ama yaşam süresi uzadığı için Alzheimer artıyor. Öte yandan bütün dünya bir pandemi geçirdi. İnsanlar hareketsiz kaldı, evlere kapandı, sosyal izolasyon ve stres altında kaldı. Bunların hepsi Alzheimer için negatif etki. Bu nedenle önümüzdeki süreçte Alzheimer eğrisinin hızla artmasını bekliyoruz. Korkutucu bir tablo ortaya çıkıyor. Bu nedenle birçok ülke bu alandaki çalışmalarını öne aldı.

HASTALIK 40’LI YAŞLARDA BAŞLIYOR

Siz ve bu alanda çalışan bilim insanları neyi hedefliyor?

Kırmızı et yedikten sonra kürdan ile diş temizlemeyin! Kırmızı et yedikten sonra kürdan ile diş temizlemeyin!

10 yıl önce bilmediğimiz çok fazla şeyi biliyoruz. İlaç geliştirme Alzheimer’da başarısız olduğumuz bir konu. İlaç geliştirmeyi bilmediğimizden değil. Belki bu bize hastalığın daha erken aşamalarında müdahale etmemiz gerektiğini söylüyor. Biz hastalığı 70 yaşında tespit ediyoruz. Geç kalmış oluyoruz. Hâlbuki hastalık 40’lı 50’li yaşlarda başlıyor ama belirti vermiyor. Biz de şunu düşünüyoruz; bir kan örneği alıp erken yaşta tanı koyabilsek, riskli hasta olduğunu tespit edip tedaviye başlayıp ve hastalığı erteleyebilir miyiz? Kliniğin gittiği yol bu yol. İkincisi yaşam tarzı. Risk faktörleri var: Hareketsizlik, obezite, sigara, toksik hava solumak gibi. Bu faktörlerden uzak durarak hastalığı erteler ve azaltabiliriz. Bunun yanında Alzheimer hastasında yüzde 84 oranında kordiyovasküler sorun da var. Bunun birbirine etkisi ne? Bu mekanizmaları bulursak ilaç geliştirir ya da kardiyovasküler hastalıklar için kullanılan ilaçları farklılaştırabiliriz, buna bakıyoruz.

HASTALIKTA 76 GENİN ETKİSİNİ TESPİT ETTİK

Anne ya da babasını Alzheimer sonucu yitirmiş birisi sürekli risk altında mı?

Ailesel olan türü de var sporadik (birincil) de var. Genetik açıdan 76 tane genin bu hastalığa etkisi olduğu tespit edildi. İki tane gen varsa böyle risk artırıyor. Başka gen var mı birbiriyle ilişkisi ne? Benim de dahil olduğum çalışmada bu riskleri tespit edip, risk haritası çıkarıp buna göre bir tedavi hedefleniyor. Yeni çalışmalar var. Risk skoru var. Bir mutasyon olsa da sizin mutlaka hasta olacağınız anlamına gelmiyor. Ailesel bir durum var örneğin, kardeşler belli bir yaştan sonra Alzheimer oluyor. Ama bir kardeş çok uzun yaşamasına rağmen hastalanmıyor. Bu kişinin beyni incelendiğinde patoloji saptanıyor. Yani hastalık var ama koruyucu bir mekanizma ya da yaşam tarzı onun hasta olmasını engelliyor. Ya da bunun tam tersi.

Hastalık alt orta gelir grubunda daha sık görülüyor. Bir de kadınlarda. Neden?

Evet eşitsiz gelişimin her hastalığa olduğu gibi bu hastalığa da etkisi var, sınıfsal. Bunun nedeni hakkında iki görüş var. Birincisi beyni kullanıyor olmanın pozitif. Üniversite mezunlarında Alzheimer oranı daha düşük. Çünkü bilişsel olarak beyni kullanıyor olmak koruyor gibi bir görüş var. Diğer görüş ilkokul mezununun çalıştığı, yaşadığı koşullar zaten riskli, bu etkili olabilir. Kadınlarda sık görülmesi ise birincisi ömür süresinin daha uzun olmasından, ikincisi hormon farklılığı olduğu düşünülüyor. Östrojenin etkisi araştırılıyor örneğin.

Kentlerde yalnız yaşayan yaşlıların sayısı artıyor. Bu riski artırıyor mu?

Peru’da bir halk kendi içinde yaşıyor, teknolojiden uzak, doğal yaşıyor. Araştırma sonucuna göre Alzheimer oranı çok çok düşük. Burada çok fazla bileşen etkili. Biz o bileşkeleri çözdüğümüzde tedaviye daha yakın olacağız.

RİSKİ AZALTACAK ÖNERİLER

Yapabileceklerimiz neler?

Tamamen engelleyen kurallar yok. Riski azaltabilen etkenler var.

Hareketli yaşam bunun en önemlisi. Sigara negatif etki yaratıyor. Beslenme alışkanlıkları özellikle gençlerin sık tükettiği suni, hazır gıdalar tüketmek risk faktörü. Sosyal, bilişsel aktivite. Ben şu anda sizle konuşurken bir aktivite oluyor. Düşünüyorum, size yanıt veriyorum, konuşuyorum. Oysa elime kitap alıp okuduğumda aynı sonuç olmuyor. Yeni çevrelere girmek, yeni insanlar tanımak, dil öğrenmek pozitif etki yaratıyor. Her şey kirlendi ama yine doğal beslenmek, Akdeniz diyetiyle beslenmek önemli. Bir noktada Alzheimer’de ortaya çıkan kişilik değişimleri önemli. Sakin birisinin aşırı sinirli birine dönüşmesi ya da tersi.

SİNİRBİLİME İLGİ ARTIYOR

Doç. Dr. Çağhan Kızıl, Türkiye’de ve dünyada genetiğe ve sinirbilime karşı artan ilgiye ilişkin şunları aktardı: "Dünyada böyle bir trend var. Ben lisedeyken ‘Beyin o kadar karmaşık ki biz onu anlayamıyoruz’ denilirdi. Yeni şeyler öğrendikçe ilgi de arttı. Tıpta da nöroloji ile ilgili alanlar öne çıkıyor. Yurt dışında bu alanda çalışıp Türkiye’ye dönenler de önemli etki yaptı. Bu alanda farklı disiplinlerden gelenlerle bir arada çalışıyoruz. Klinik bir bakış açısı önemli, kimyacı, mühendis, moleküler biyolog, felsefe, sosyal antropoloji ve hukuk gibi farklı alanlardan gelenlerle bir aradayız. Ben örneğin moleküler biyoloji okudum. Ardından gelişim biyolojisi ve gelişim genetiği ile devam ettim. Sinirbilimci olmak isteyenlere, ne okuyacaklarından çok, ne yapacaklarını yoğunlaşmalarını öneririm. Bilimde artık alanlar arası geçiş çok daha kolay. Dünya böyle. İlgilendikleri alanlarda çalışan hocalara, lablara ulaşmaya çalışsınlar.

YÜZYILIN KÂBUSU

Beyin hücrelerinin zamanla ölümüne bağlı olarak hafıza kaybı, bunama (demans) ve genel anlamda bilişsel fonksiyonların azalması şeklinde gelişen tıbbi bir durum olan Alzheimer nedeniyle her yıl dünya genelinde binlerce insan hayatını kaybediyor. İlk kez 1906’da Alman psikiyatrist ve patolojist Alois Alzheimer tarafından tanımlanan ve 65 yaş üstü kişilerde beyin dokularında ağır hasara neden olduğu tespit edilen Alzheimer, “21. Yüzyıl’ın kabusu" olarak görülüyor. Hastalık, günlük aktivitelerde azalma ve bilişsel yeteneklerde bozulma ile nitelenen nöropsikiyatrik semptomların ve davranış değişikliklerinin eşlik ettiği nörodejeneratif bir hastalık olarak tanımlanıyor ve bilinen kesin bir tedavi yöntemi bulunmuyor. ABD’de Alzheimer’a bağlı ölümler 65 yaş ve üzeri kişilerde 5’inci ölüm nedeni. 2050’de nüfusun yaşlanması sonucu bunama yaşayanların yaklaşık yüzde 70’i gelişmekte olan ülkelerde olacak.