banner119

Bu bir, “Biz nerede hata yaptık/yapıyoruz? “ yazısıdır.

Kararı, sizlere bırakıyorum değerli dostlarım.

Aradan geçen 80 yılın sonunda; 10 KASIM 2018 de Ata'mıza verilen bir hesap olarak da düşünebilirsiniz.

Biz nerede hata yaptık?

İhanet sözcüğü belki daha uygundu. Ben kullanmak istemedim.

Karar sizin!

17 Şubat 1920 tarihinde ilan edilen Misak-ı Milli, son Osmanlı Mebuslar Meclisi'nin aldığı kararlardır.

Dış politikamızın pusulasıdır. Genç Cumhuriyetin hedeflerini de,açık ve net bir şekilde ifade etmiştir.

Bu hedeflere ulaşabilmenin, sağlam ve güvenilir yolunu da, ATATÜRK tanımlamıştır.

Yurtta barış, dünyada barış!

Sovyet Rusya eksenli dış politika; uluslararası işbirliğine evrilerek, yola devam edildi.

Komşularımızdan başlayarak..

1934 Balkan Antantı, 1937 Sadakat Paktı ilk adımlardı.

Atatürk; dünya barışının, güvenliğin ve dostluğun uluslararası işbirliği ile gerçekleşeceğine inanıyordu.

Bu amaçla Milletler Cemiyetin katıldık. Davet edilen ilk ülke olma onuru ile..

Savaşı, yasa dışı olarak kabul eden, Briand-Kellog Paktına, Litfinof Protokolü ile katılıp,

dış politikamızın gücünü, milli gücümüzle bütünleştirerek..

1923 yılında yaptığı bir konuşmada;

“Dış politika, iç politika ile sıkı sıkıya bağlantılıdır. İç teşkilata dayanmayan dış politika, daima mahkum olur. Dış politika, iç teşkilatın kaldıramayacağı genişlikte olmamalıdır. Aksi takdirde, hayali dış politika peşinde koşanlar, dayanak noktalarını kaybederler.”demiştir.

Birinci Dünya ve İkinci Dünya Savaşı galibi İngiltere ve Fransa’nın bugünkü yüzölçümleri ile karşılaştırırsak, Atatürk Dönemi dış politikanın öngörüsü ve başarısı ortaya çıkar.

Soğuk savaş döneminde, Türkiye eksen kayması yaşadı. Sovyet tehdidi, Türkiye’yi ABD ile yakınlaştırdı. Hatta bir bakıma, kucağına itti.

Kore Savaşına katılmamız, NATO üyeliği ile ödüllendirildi. Yağmurdan kaçarken (Sovyet Tehdidi), doluya yakalandığımızı çok geç anladık.

Atatürk’ün dış politika ilkeleri tamamen bir kenara itildi.

Türkiye, ekonomik ve askeri açıdan tamamen ABD’ye teslim oldu.

İç teşkilatımız, CIA uzmanları tarafından dizayn edilmeye başlayarak.

Özellikle, eğitim programlarımız; Fullbright Antlaşması ile yeniden şekillendirildi.

Köy Enstitüleri hemen kapatıldı. Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu gibi, milli kültürümüzün önemli kurumlarının içleri boşaltıldı.

Türkiye’deki rejim, ABD çıkarlarına göre şekillendi.

Askeri darbelerle ayar verildi.

Direnen siyasiler ve aydınlar tasfiye edildi.

27 Mayıs İhtilali ve Anayasasının getirdiği özgürlük ortamı, 12 Mart Muhtırası ile budandı.

Laik ve çağdaş kurumların yerini, dini kurumlar aldı.

Demokrasi, yozlaştırıldı. Sandığa indirgendi.

LİDER demokrasisi, ortaya çıktı.

Dini söylemler, siyasetin ana malzemesi oldu.

Bütün bunlar; dünya liderlerini, ABD’nin ticari çıkarlarını gözeten büyük bir ağın parçası olmaya teşvik etmek içindi.

Sonunda bu liderler, sadakatlerini garantiedecek şekilde bir borç batağına sokuldu.

Sonra da, ABD’nin politik, ,ekonomik ya da askeri ihtiyaçları için,kullanılabilir hale getirildiler.

Karşılığında; halklarına sanayi siteleri, hidroelektrik santralleri, havaalanları, duble yollar, köprüler

yaptırarak, politik durumlarını güçlendirdiler. .

Bu arada, Amerikan şirketleri ve bankaları inanılmaz derecede zenginleşti.

İşte bugün,küresel dünya düzeni denilen gerçek, budur.

Türkiye de kurbanı..

En saygın kurumlarımız,fabrikalarımız, madenlerimiz “babalar gibi” satıldı.

Halkımız, yoksullaştı.

Milletin efendisi olan köylü, tarihe karışmak üzere.

Çalışanlar, modern çağın köleleri.

Çağdaş ve modern yaşam, artık Kaf Dağının ardında..

Yoksulluk sınırı altında yaşayan 20 milyon insanımız var.

Özgür basın, haberleşme özgürlüğü, örgütlü toplum yok.

Daha doğrusu, demokrasi yok.

ABD İLE yapılan VALS in bedelini ödüyoruz.

Sürekli ayağımıza basmasına rağmen, tutsağı olduğumuz VALS..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hüsnü Sezai Balcı 2018-11-23 14:24:10

Müthiş bir özet olmuş... Kaleminize, yüreğinize sağlık... Saygılar...