‘Açlık’, Norveçli bir yazar olan Knut Hamsun’un edebiyat dünyasına ilk adımı, 1890 yılında yayınlanan ilk romanıdır. O yıllarda toplumsal gerçekliği temel alan eserlerin yanı sıra Knut’un bu eserinde benimsediği çoşkulu şiirsel üslubu ve getirdiği yeni bakış açısı dönemin Avrupalı yazarlarını derinden sarsmıştır.

Hem konu bağlamında hem de konunun işleyişi açısından döneminde büyük ses getiren bu roman, temelinde açlığı derinlemesine yaşayan bir yazarı ele almaktadır. Romanda işlenen bu ‘açlık’ kavramı hem ruhsal hem de fiziksel bir açlığa karşılık gelmektedir.

Romanın baş karakteri Andreas, yazıları ile hayatını sürdürmeye çalışmaktadır. Fakat yazıları çoğu zaman yayınlanmamakta veya hakettiği karşılığı bulamadığı için Andreas’a yaşayacak kadar bile bir maddi destek sağlayamamaktadır. Cebinde bir ekmek alacak kadar bile parası bulunmadığı için çoğu zaman aç ve sefil bir şekilde ömrünü sokaklarda harcayan Andreas, tüm bunlara rağmen yazma tutkusunu kaybetmeyen bir karakter olmuştur. Yaşadığı bu sefil hayat bir süre sonra ruhsal dünyasını da karıştırmaya başlamış, kafasında hayal gücü ile oluşturduğu kurmaca dünya ile gerçek dünya arasında yanılsamalar yaşamaya başlamıştır. Yüzleştiği bu aç ve sefil hayat bir gün kalem tutmaya bile mecali kalmadığı, yazmaya bile enerjisinin yetmediği gün hayatını değiştirecek bir karar alması ile son bulmuştur. Andreas romanının son sayfalarında bir gemi tayfasına katılarak İngiltere’ye doğru dümen kırmış, yazma tutkusunu ve hayallerini ise geri de bırakmıştır.

İnsana kendisini ve tutkularını sorgulatan bu eser, tüm bunların yanı sıra genç yaşlarında edebiyat dünyasına farklı bakış açısı ve üslubu ile tutunmaya çalışan bir yazar olan Knut Hamsun’nun mücadelesini de gözler önüne sermiştir.

“Caddelerde yürüyor, ilk yazıyı bitirinceye kadar dayanabilmek için ne yapacağımı düşünüyordum. Bir mumum olsaydı hiç değilse, gece yarısına kadar çalışırdım…”