Bir elinde oyuncağı, diğer elinde dondurması, parktan parka koşturması gerekir çocuğun. Derdin, tasanın ne anlama geldiğini bilmemesi, şiddetin ve korkunun insana nasıl hissettirdiğini tatmaması gerekir o küçücük dünyasında. Sadece gülmeyi, sevmeyi, sevilmeyi bilmesi, dünyayı adım adım keşfetmesi gerekir.

Adı üstünde o daha bir ‘çocuk’, bu kadar mı zor anlamak, bu kadar mı kolay anlamamazlıktan gelmek?

Eline şeker verileceğine, parmaklarına yüzük takılan, özgürce koşup oynamasını izlemek yerine, evlenmesini isteyen, bu durumu normalleştirmeye, meşrulaştırmaya çalışan o zihniyetler, bu kadar mı kolay bir çocuğun gözünün içine bakarak onu uçurumdan aşağı itmek?

Hayatın ne olduğunu bilmeden hayatın içine en acı ve savunmasız şekilde, daha büyümesini dahi beklemeden paldır küldür itmek?

Bu kadar mı aciz duruma geldi insanoğlu? Kendi hırsları kendi çıkarları uğruna bir çocuğun gözyaşını bile umursamayacak,  o ufacık çocuğa bile ticari kazanç gözüyle bakacak kadar mı kalpsiz hale geldi?

Daha evlenmenin bile ne demek olduğunu  bilmemesi gereken bir yaşta, evlendirilmeye çalışılan, küçücük bedenlerine bol gelen gelinlikler, parmaklarından düşen alyanslar ile babaları yaşında adamların eline teslim edilen o kız çocuklarının içine akan gözyaşlarından sorumluyuz her birimiz. Ayazın içinde çıplak ayaklarıyla asfalta bir kutu mendil ile bırakılan, zorla bir sigara parası için dilendirilen o çocukların buz tutan ellerinden sorumluyuz. Çocuk istismarına sebep olan, olmaya devam eden o hastalıklı zihniyetlerin her birinden sorumluyuz. Çünkü biz sustukça, isyan etmedikçe, bu hastalıklı zihniyetle mücadele etmedikçe devam eden bu döngü daha kötü, daha karanlık bir hale gelmeye, daha fazla can almaya devam edecek ve  korkuyla, şiddetle tanışan çocukların sayısı her gün artacak.

Manşetlerde yerini alan ‘6 yaşındaki kız çocuğunun evlendirilmesi’ cümlesindeki o yaş ise her geçen gün adım adım azalmaya devam edecek…