Sizlere de bazen böyle oluyor mu bilmiyorum?

Öylece kalakalıyorum ara ara

Hiçbir şey yapmak istemiyor canım mesela

Bütün gün bir köşede büzülüp oturmak istiyorum; sadece yumuşak bir battaniye kucağında...

Pek sevmesem de sıcacık bir kahve olsun istiyorum avucumun içinde; dumanı dans etsin gözlerimin önünde aheste aheste

İçmeyi pek sevmesem de sıcacık bir kahvenin kokusu, dumanı ne özeldir

Alır beni götürür; başımda kavak yelleri esen o muhteşem zamanlarıma

Harika çocukluğuma; o ata evimde ortadaki mangalda babaannemin pamuk elleri ile yaptığı közde kahveye

Acıydı kahve ama ne tatlıydı bıraktığı tat; şimdilerde ise bozulan sadece ağzımızın tadı olsa iyi, ruhumuz da kırık dökük artık...

İki dirhem bir çekirdek kahkahalarla yıkardık ortalığı, şimdi ise sadece zoraki, acı bir gülümseme dudaklarımızda; o da ayıp olmasın diye işte...

Gelir mi o günler bir daha; hiç sanmıyorum?

Kıymetini hiç bilemedik o mucize zamanların, hele hele şimdiki ‘hoyrat’ ‘görgüsüz’ ‘kaba’ yılları  gördükçe insan daha çok özlemle yanıyor galiba

Ya da kabul etmesek de yaşlanıyoruz mu ne?

Ahh bu koku, bu tat, bu duman; bi tek suçlusu sensin bu olanların, sadece sen

O kahvenin isli sisli puslu dumanı bin şekle girer karışırken hayata;

Gülümseyen bir çift göz olur mesela

Ya da çocukluğumun oyuncaklarından biri çıkıverir karşıma; kıvrılıp göğe yükselirken duman..

Miskinlikten usul usul kapanırken gözlerim;

Birden tutunurum eteklerine, onunla uçarım hiç gitmediğim yerlere, hiç görmediğim diyarlara

Bulutların üstünde yarışırım kuşlarla

Dağların zirvesinde hoyrat rüzgarlarla şarkılar söylerim; kartalların o yiğit türkülerini

Süzülerek inerim denizlere; balıklarla konuşurum, adalara, okyanusun turkuazına yelken açar gönlüm

Yeni tomurcuk baharlarıma, hiç kirlenmemiş bembeyaz kar tanelerine sarılır bi umutla kalbim

Fırtınaların kucağında sallanırım; içmeden sarhoş

Adanın rüzgarlı, arnavut kaldırımlı sokaklarında dolaşırım öyle berduş

Sapsarı bi kedi dolanır ayaklarıma; öyle sırnaşık, öyle deli, o da bıkmış belli ki...

Masmavi boncuklar takarım kokoş ruhuma...

İki tek atarım Hristo’ nun salaş meyhanesinde

Ağlara takılır gözüm

Marika’ da ne güzel söyler karşı kıyıdan; çekip giden aşklarım için

Teninde dudaklarım, saçlarında parmaklarım, ellerinle buluşur elim de hiç ummadığın anda ıssız kuytularda; ruhun bile duymaz...

Sarı yazlarda yanarım

Kara kışlarda üşürüm

Baharlarla tazelenirim

Güneşle sevişirim

Yağmurlarda dans ederim de; kimseler görmez, kimseler bilmez...

Bıktım artık buralardan

Bıktım artık bu pespaye ilişkilerden

Bu rezil, ahlaksız küçük insanlardan

Kırılan ümitlerimiz, çalınan hayallerimizin peşinde koşmaktan yoruldum artık

Güneşli günlerin de umrunda değil baksana; gelmeye hiç niyeti yok

Hadi yine yeni yeniden n’olursun bari sen;

Al gönlümü diyar diyar sürükle...