Bir gazetecinin, mesleki olarak ne kadar sıkıntı çekerse çeksin sonucundan keyif alıp ego tatmin ettiği şeylerden birisidir ‘tarihi’ olaylara tanıklık etmek.

Konular branşlara göre farklılık gösterebilir ama genel itibariyle mesleğin nüvesidir ‘tanıklık’ ve ‘anı yakalamak’.

92’den bugüne dek gerek resmi olarak gazeteci kimliğimle gerek de siyasi kimlikle hatırı sayılır miktarda olaya tanıklık etmişliğimin iç huzurundayım. Ama bu işin virgülü noktası yoktur. Ölene dek sürer bu istek.

***

Dün de içinde pek çok ilk'i barındırışı açısından (en başta kent tarihinde işlenen ilk gazeteci cinayeti)  tarihi bir duruşma gerçekleştiğini düşünüyorum. 

Sahibi olduğu Ses Kocaeli Gazetesi’nde 19 Şubat Cumartesi günü uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitiren Güngör Arslan davasında ilk duruşma 6 Eylül Salı günü Kocaeli 1. Ceza Mahkemesi’nin yargılamasıyla Kandıra Kapalı Cezaevi Yerleşkesi’nde bulunan mahkeme salonunda saat 09.40 itibarıyla görülmeye başlandı. 

10 saat sürdü. İlki öğle yemeği için 1 saat , ikincisi yarım saat kadar 'ara karar' açıklanması öncesi kararı beklemek için toplam iki kez ara verildi.

---

6 Eylül Salı sabahı 8’de EMAR Araştırma Değerlendirme Danışmanlık Şirketi sahibi arkadaşımız Eyüp Gencer ile bir gün öncesinden sözleştiğimiz gibi buluştuk. Eyüp’ün uzun süredir dostu olan ama benim o gün tanıştığım Demokrat Gazetesi eski sahiplerinden iş insanı Oktay Kıroğlu’nun aracıyla gidecektik. Kısa bir poğaça-börek-çay faslından sonra istikamet Kandıra F Tipi Cezaevi oldu.

Cezaevinin yolu değiştikten sonra ilk kez gördüm. Kandıra’ya uzundur gitmemiş olduğumu da böylece farketmiş oldum. Yeni yapılan yol kafaları karıştırdı ama iyi olmuş, eski halinde iken orada kazalar yaşanıyordu zira. 

***

“Mutlaka erken gitmeli ve 9’da orada olmalıyız’ diye akşamdan yazdığı notlarla haklılığını gözümüze sokan Eyüp sırıtırken tepemize yağmur yağıyordu. Haklılığını ispatlaması meselesi; kapıda görevlendirilen ve koridor yapmış olan jandarmanın, henüz kesin talimatları almamış olmasından ve kalabalığın henüz bastırmamış olmasından kaynaklı, kapıdan geçişteki  görece ‘rahatlık’tı.

Yine de aracımızdan inip, kapıdan geçene ve mahkeme salonunun olduğu yerleşkeye yaya varana dek birer ıslak fareye dönmekten kurtulamadık.

Aracımızdan indiğimizde Rahmetli Güngör Arslan’ın kıymetlileri eşi Suna ve kızı Nazlıcan Arslan da avukatları ile araçlarından inmiş ve denk gelmiştik.

***

Hep birlikte salona girdik.

Bu mahkeme salonuna ilk kez geliyordum ve ister istemez şunu düşündüm. ‘Babalar ayakta beyler, dağılın!’

Eskiden illüstratörler çizerlerdi bu tür mahkemelerde pozisyon, kişi ve durumları. Duruşma esnasında görüntü ve ses almak yasak olduğundan; illüstratör imkanımız da olmadığından detaylarıyla sunayım.

Atmosferi anlatayım:

Amerikan filmlerinde gördüğümüz mahkeme salonlarına benziyordu doğrusu. Geniş, ferah, temiz ve toz kokmayan, klimalı. Tavan yüksekliği ve iç hacmi ile çok geniş bir konstrüksiyon yapı. Yeni yapım olduğu için halen taze görünümünü koruyor. Ceylan derisi değil belki ama oturulan koltuk sayısı oldukça fazla ve olabildiğince kaliteli bildiğimiz kırmızı ofis sandalyelerinden.

Kocaeli Kapalı Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'nde bulunan bu mahkeme salonu FETÖ duruşmaları için yapılmış. FETÖ duruşmaları da orada gerçekleştirilmiş. Özellikle de FETÖ'nün darbe girişimi sırasında Donanma Komutanlığındaki eylemlere ilişkin 50'si tutuklu, 15'i firari 90 sanığın yargılandığı dava için yapıldığını vurgulamakta fayda var. Kalabalık yargılamalar için hakikaten bizim İzmit'teki Adliye'nin alternatifi olması açısından gereklilikmiş bence de. Dünkü duruşma orada yapılamazdı. Yapılırdı kaos olurdu. Ama ikinci duruşma için Kocaeli Adliyesi'nde yapılacağı kararı çıktı. 

Çok kalabalıktı.

* Periyodik olarak nöbetleşe değişen, tertipler halinde jandarmalar. (Salon içinde olası bir asayiş sorunu için gereken kuvvet)

* 10'u tutuklu olmak üzere 14 sanık

* 19 sanık avukatı ( Tutuklu bulunan Av. Ersin Kurt'un kendisiyle birlikte toplam 5 avukat savunmasını gerçekleştirdi TOPLAM 5 AVUKAT - YAZIYLA BEŞ AVUKAT)

Dikkatimi çekti: Diğer sanık avukatlarının kendi temsil ettikleri müvekkilleriyle birlikte Ersin Kurt''u da müdafaa edici savunma yapmaları dikkatimi çekti. Organize cinayet olmadığı iddia edilen organize bir savunma durumu mudur ki, acaba?

* Tutuklu yakınları ve katılım gösteren vatandaş. (bebek ve küçük yaşta birkaç çocuk dahil)

YERLEŞİM SIRALAMASI: 

Mahkeme Heyeti: Başkan, iki üye, Cumhuriyet Savcısı ve Katip.

Heyetin hemen önünde sanık kürsüsü ve sanıklar vardı. (Orta, ilk bölümde)

Sol kanatta, Aile ve Avukatları (TEK AVUKAT Av. Cahit Çiftçi)

Sağ kanatta, 19 SANIK AVUKATI (Muazzam bir 'CÜBBE ŞOV'du. Bir AVUKAT ORDUSU)

Sağ ve sol kanatta masa üstlerinde her avukat için bir mikrofon ve katibin yazdığını gördükleri ekran  mevcuttu.

İzleyici bölümü - İlk sırada: Kentte işlenmiş 'Gazeteci Cinayeti' davasına sahip çıktıklarını göstermek adına sorumlu davranış sergileyen siyasiler vardı: CHP Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan,  HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, CHP Kocaeli İl Başkanı Özgür Harun Yıldızlı, CHP Kocaeli İl Başkan Yardımcısı Av. Mehmet Nazım Gençtürk ( Öylesine gözüküp çıkmadılar. Saatlerce duruşmayı izlediler. )

Altını çizeyim: Saydığım isimleri kutluyorum. Katılım göstermeyenleri ise üzüntüyle karşılıyorum. Zira her ne olur olsun işlenmiş olan cinayet önemli bir anlam taşıyor. Arka planında herşeyin mümkün olabileceği bir dava dosyasından bahsediyor isek, çok daha geniş sayıda kent temsilcisini orada gözlerim aradı.

Nihai olarak da bizim oturduğumuz arka sağ kanatta BASIN locası.

---

Önce tek tek sanıklara kişisel bilgileri soruldu. 'Sabıkan var mı' sorusuna verilen cevaplarda çoğunluğun sabıkası olması ilk dikkatimi çeken şeydi.

Sanıklara tek tek olay günü ve öncesi soruldu ve kürsüye gelen her sanık olayı kendi savunmasıyla değerlendirdi. 

Sanık fazlalığı sebebiyle saatlerce süren savunmalar sabır zorlayıcı ve dikkat dağıtıcıydı.

Devamlı olarak istemsizce rahmetli Güngör Arslan'ın ailesine gözüm kayıyordu. Müthiş bir metanet ve dik duruşlu irade sergileyip tek bir fevri hareket ya da taşkınlık yapmadılar 10 saat boyunca.

Biraz empati yaparsanız birisi babası diğeri eşini kaybetmiş iki kadından bahsediyoruz. Cinayeti işleyen de dahil olmak üzere savcılık iddianemesinde sanık konumuna taşınmış 14 sanık içlerinden birisi babanızı, eşinizi öldürüyor. Diğerleri de azmettirmek ve organize ile işin ucundan tutuyor. Sabır taşı olsan ne gam! Burnunun dibinde gayet soğukkanlıca anlatıp duruyorlar! Ben açık söyliyeyim bu hem çok acı hem çok büyük trajedi! 

Sanıklar kendilerini savunurken onlar bir sabırtaşı edasında durdular.

Konuşma sırası onlara geldiğinde de aynı direnç ve sabırla konuşmalarını yaptılar.

Suna Arslan (Eşi): Mesleki olarak yaşadığı hiçbirşeyi aktarmazdı Güngör. O güne dek yazdığı haberler sebebiyle pek çok defa saldırıya uğramış biriydi. Ama hep yazdığı haberler sebebiyle. Sabah giderken bir tedirginliği yoktu. Fakat biz bu olaydan sonra şu 7 ay boyunca hep bu işin 'kurgulanmış' olduğunu düşünüyoruz. Ben şu an sanıkları dinlerken, sanki hepsine 'böyle böyle konuş' denmiş gibi konuştuklarını düşünüyorum.

Önce Ersin Kurt'u tanımadıklarını söyleyen her sanık arkasından 'bir yerde şöyle beraberdik, bir yerde böyle beraberdik' şeklinde devam etti konuşmaya. Savcıya şunu ifade etmiştim: Bu bir insanın bir iki yazıp çizmesinden kaynaklı bir cinayet değil. Bir kurgu yapılmış, bir şeyler öne sürülecek ve cinayetten sonra öne sürülen deliller eğer boşa çıkarsa arkasından başka birşey getirecekler. Çiçek şarap meselesinde bunu gördük. Siz 21 yaşındaki katilin eline silahı veriyorsunuz. Tanımadığı bir insanı 'öldür' diyorsunuz.  Cinayetin ertesi günü, cinayeti bir kadın meselesine bağlayıp kapatmak istiyorsunuz, bu sanıkların hepsi birbirini tanıyor ve köpek haberini getiren bu kadın üzerinden kurguyu yaratıyorlar. Yani buradaki tek amaç, bu cinayeti BASİT ADİ BİR cinayete indirgeyip 'bir gazeteci bir kadın meselesinde öldürüldü' diye kapatılmak istenen bir cinayet olarak görüyorum ben.

Güngör Arslan sadece bir gazeteciydi ve bu kentteki bütün ilişkileri yazıyordu. Ersin Kurt'la ilgili yazdığı şeylerin dokunduğu insanlar olduğunu bildiğimiz için; Büyükşehir Belediyesi, KOTO vs. Ben kimseyi suçlamıyorum, yargı sizin ama ben şunu demek istiyorum: BU BASİT BİR CİNAYET DEĞİL. Bu cinayetin arkasında muhakkak başkaları da var! Belki şu anda karşınızda sanık olarak Ersin Kurt ve çete şeklinde adamları var ama bu kadar değil. Bu benim kendi görüşüm. Yanılabilirim. Ama bu kadar 'tanımıyorum' denen avukatın etrafında bu kadar insanın toplanmış olması normal mi? Güngör Arslan eskiden beri çok büyük haksızlıklara uğramıştır. En azından bu defa çok adil bir şekilde bizim hakkımızı savunacağınıza inanıyor kararınızı öyle vermenizi istiyorum"

NAZLICAN ARSLAN (Kızı): Ben zaten yazılı sunacağım için çok uzun konuşmayacağım. Sadece söylemek istediğim şey şu ki: 35 seneyi aşkın meslek hayatına sahip olan babamın, bu cinayeti akabinde soruşturma savcısının yanına giderken yalnızca ŞÜPHELENDİĞİM, MESLEK YAŞAMI boyunca SORUN YAŞADIĞI KİŞİLERİN ve yaşayabilecek ihtimali olan kişilerin İSİMLERİNİ vermek istedim.

Ancak Savcı Burak Bakır bunların yalnızca dedikodudan öteye geçmeyeceğini söyleyerek benim sadece 4 cümleye sığan ifademi aldı. Sayın Hakim, sizin de göreceğiniz ve anlayacağınız üzere bu yargılama devam ettiği sürece bu dosyadan nice insanlar eksilecek nice insanlar katılacak. Sizin sorularınızın yanında benim sadece istediğim 2 CEVAP var:  7 ay süresince her sabah işime giderken UĞRADIĞIM BABAMIN MEZARININ BAŞINDA BABAMA "SENİN KATİLLERİN BUNLAR!" diye cevap vermek istiyorum!

Bir diğer istediğim cevap: ŞU AN BURADA OTURMAYA ZİHNİ EL VERMEYEN (özel çocuklarımızdan olan abisi Özgün Arslan'dan bahsediyor) 33 yaşındaki abimin, 'nereye' sorusuna 'Özgün BABAM YOK ÇÜNKÜ sebebi bu insanlar!' diyebilmek bu cevabı bulmak istiyorum sayın Hakim! Teşekkür ederim."

---

Bu iki insanın hissettiklerini anlamak için çok büyük bir empati gücü gerekmiyor kuşkusuz. 

Ama beni yaralayan onların bu konuşmaları olmadı. Çünkü ailenin zaten çok uzaklarında değilim hiç. Yaşadıkları azaba rağmen dik duruş çabalarına hemen hemen gün be gün tanıklık ettim neredeyse özellikle cinayetin hemen sonrasındaki süreçte.

Beni yaralayan katili görmem, diğerlerini görmem dinlemem bile değildi. Hatta nefessiz kalarak sabır çektiğim 19 avukat saatlerce yazdıklarını okuyup ya da konuşurken ki soğukkanlılık da değildi (tek amaçları kuşkusuz müvekkillerini aklamaktı)

Beni o sanık avukatlarından tek birinin konuşması gerçekten YARALADI!

Özelde Burhan Polat'ın savunma avukatlığını yapan ama genelde hepsini koruyan, cinayete kurban gitmiş Güngör Arslan'ı küçümseyen tavır, ses tonu ve mimikleriyle birlikte konuşma gerçekleştiren KADIN avukatın konuşmasındaki bir cümleydi beni YARALAYAN: Çocuklarını göremeyen babalar (müvekkilin tutukluluk süresini kastediyor) babalarını görememekten bahseden çocuklardan bahsettiği o cümlesinde ben YARALANDIM!

Tam da o an yüksek sesle haykırmadığım için kendime şaşıyorum hala: "YA BABALARI ELLERİNDEN PİSİ PİSİNE ALINMIŞ biri genç kız diğeri engelli bir erkek çocuğu ne yapacak? Hayatında sadece ELİNDEN ALINMIŞ BABASI İLE güven duyabilen ve otorite figürü olarak görüp sakinleşebilen ÖZEL ÇOCUK ÖZGÜN ne yapacak bunu sordun mu kendine KADIN?" diye!

(DEVAM EDECEK)