17 Ağustos 1999 tarihinde bir deprem yaşadık.

Saat 03.02’de 45 saniye süren ve 7.4 büyüklüğündeki depremin,

Merkez üstü Gölcük’tü ve ilimiz dahil 15’e yakın kentten hissedildi.

İlimiz, Sakarya, Yalova, İstanbul Avcılar, Düzce’de meydana gelen yıkımlar nedeniyle binlerce kişi yaşamını yitirdi.

Resmi raporlara göre,

17 bin 480 kişi yaşamını yitirdi,

23 bin 781 kişi yaralandı,

505 kişi ise engelli kaldı.

285 bin 211 ev, 42 bin 902 iş yeri hasar gördü.

‘Marmara Depremi’

‘Asrın Felaketi’

Olarak adlandırılan 17 Ağustos tarihi, depremi ilimizde yaşayıp hayatta kalanlar için

adeta ikinci yaşama başlangıç ve yeni doğum günü tarihi oldu.

Üzerinden 23 yıl geçmesine karşın hala kafamdan atamadığım,

o gecede, ertesin gün ve daha sonra yaşananlar gerçekten çok zorlu bir süreçti.

Elektriksiz ve susuz geçen ilk günlerin ardından açık alanlarda yaşama zorunluluğu, çadır kentler, prefabrik evler, az hasarlı, orta hasarlı, ağır hasarlı binaların belirlenmesi,

Ağır hasarlı binaların yıkılması, hasarlı binalara güç takviyesi yapılması,

kalıcı konutlara hak sahibi olanların belirlenmesi, kalıcı konutların yapılacak yerlerinin seçimi, temel atılması, teslim töreni, kaliteli malzeme kullanılmadan yapılan konutlar, konut sahibi olanların değişimi,

Bu zor sürecin en önemli konularını teşkil etti.

Bu yaşadıklarımıza karşın kabul etmemiz gereken bir gerçek var.

Ülkemiz dünyanın en aktif deprem kuşaklarından birinin üzerinde bulunuyor.

Geçmişte yaşanan depremlerin günümüzde ve gelecekte de yaşanılması kaçınılmaz.

Burada önemli husus, depremle yaşamasını öğrenmek, yaşadığımız alandaki binaları depreme dayanıklı hale getirmek ve yaşadığımız yüzyılın bilimsel verileri ışığında sahip olduğumuz bilgi, birikim ve teknolojiyi kullanarak önlemlerimizi almamız. Kurumlarımızla, halkımızla bir bütünlük içerisinde her zaman hazırlıklı olmalı ve yaşanan büyük acıdan ders çıkararak buna uygun hareket etmeliyiz.

Bu anlamda, kamu kurum ve kuruluşlar, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve halkımız ortak sorumluluk ile duyarlılık içinde davranmalı ve hazırlıklar buna göre yapılmalı.

Artık bina yapılırken zemin etütü raporu gerekiyor,

Zeminin durumuna göre verilen kat sayılarına belediyeler titizlikle uyguluyor ve yeni binalar en son teknolojiye göre depreme dayanıklı yapılmaya çalışılıyor.

Zorunlu deprem sigortası var.

Bunlar yeterli mi?

Yanıt, hayır,

Olası bir deprem için toplanma merkezleri olarak belirlenen yerlere binalar yapılıyor,

Afet merkezlerini geliştirme yolunda adımlar atsakta tam anlamı ile oturmuş bir sistemimiz yok.

Belediyeler 17 Ağustos yaklaştığı dönemlerde açtıkları standlar ve resim sergileri ile eğitim vermeye çalışıyor.

Ancak,

Tüm bunlar deprem ile yaşama bilincini alışkanlık haline getirmemiz konusunda yetersiz kalıyor.

Daha çok eğitim çalışması,

Daha çok bilinçlendirme çalışması yapmamız gerekiyor diye düşünüyorum.

23 evvel yaşadığımız deprem sonrasında yeni depremler için ders alıp ne yaptık?

23 yılda yaşadığımız diğer depremler bize deprem ülkesinde yaşadığımızı hep hatırlatırken, önlemler konusunda hangi adımları attık?

Soruları uzun zamandır yanıt bekliyor…

Deprem doğal afet, ne zaman ve nerede olacağı önceden bilmek şimdilik mümkün değil, ancak depreme dayanıklı konutlar inşaatlar yapmanın mümkün olduğunu unutmamalıyız…

17 Ağustos Asrın felaketinin yıldönümünde, böyle bir acının ülkemizde ve dünyada bir daha yaşanmamasını temenni ediyorum.

Depremde kaybettiğimiz deprem şehitlerimizi rahmetle anıyor, yakınlarına bir kez daha başsağlığı ve sabır diliyorum