Image-36

Neredeyse insanoğlunun bu dünyaya adım attığı günden itibaren başlayan hikayesiyle eşsiz bir şehir İstanbul…

Asırlardır farklı medeniyetlere kapılarını açmış, her medeniyetten her kültürden bir parçayı kendine ayırmıştır İstanbul. Bu yüzden taşı da toprağı da havası da suyu da altındır. Yıllar geçse de bizi şaşırtmaya,  yepyeni kültürler, eşsiz kalıntılarla bizi tanıştırmaya devam eder. Kazılan, el atılan her köşesinden bir parça kültür, yepyeni bir şehir, bir medeniyet göz kırpar her birimize.

Her gelen hayran, her yeni ziyaretçi adım adım keşfeder bu şehrin kiliselerini, camilerini, patrikhanelerini, yeraltı sarnıçlarını saymakla bitmeyen her çağdan güzelliklerini. Boğazdaki tarihi yalılarını, saraylarını, büyülü mimarisini seyradalar. Dünyada eşi benzeri olmayan bu şehir istisnasız her ziyaretçisini kendisine hayran bırakır.

Bu güzel, bu kadim medeniyetler şehri ile çok içli dışlı olduğumuzdandır belki gözümüzden kaçar İstanbul’un çoğu güzelliği. Gözümüzün alışmasındandır belki artık iki yakayı geçerken kafamızı kaldırıp bakmayız artık boğazın eşsiz silüetine. Ama unutmamalıyız ki İstanbul yaşayan bir şehirdir, her baktığımızda yeni bir yüzü ile karşılar bizi, yepyeni kültürlere kapılar açar.

O yüzden ne zaman düşerse yolunuz İstanbul’a ilk seferiniz gibi bakın, keşfedin, seyredalın İstanbul’u.

Her seyradaldığınızda Yahya Kemal Beyatlı’nın dizeleri çınlasın kulağınızda,

                                                       “Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul

Görmedim gezmediğim sevmediğim hiçbir yer

Ömrüm oldukca gönül tahtıma keyfince kurul

Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer”