Başımıza taş yağdı

O kadar alıştık ki felaket haberleri okumaya, son günlerde bir tatlı gülüşten bile utanır oldum. Bir yandan da eğer sevgi ile yaşıyorsak, şükür etmeyi ve tebessüm etmeyi başarabiliyorsak hayat her şeye rağmen güzeldi ve her saniyeyi değerlendirmek bizim elimizdeydi.

Bu yazının hikayesi arkadaşımız Mutlu’nun elinde elmalı kurabiyeleri ile ofis ziyaretimize gelmesi ile başladı. O gün canım nasıl da tatlı çekiyordu 'hoşgeldin' bile demeden ‘Mutlu o kutuda tatlı olduğunu söyle ne olur’ deyince şanslı bir günümde olduğumu anladım. Derken telefonunda okuduğu bir daveti sesli bir şekilde paylaştı bizimle. @trekinturkey ‘in 12 Ağustos tarihinde Perseid Göktaşı Yağmuru Seyir Turu… Hııımmmm, senede bir- iki kez denk gelecek bir durum. İyi de… Gece diyor, Taraklı diyor, sabah iş var derken ertesi gün mesai bitimi, şişme montlarımız, yastığımız, ve sipariş dileklerimizle kendimizi yolda bulduk. Bir araba dolusu deli, bindi bir alamete gidiyordu kıyamete hesabı.

İzmit’ten Taraklı’ya doğru çıktığımız yolda ıslama köfte yiyemesek de, Sakarya Nehri’nin kenarında verdiğimiz molada gökyüzünde gördüğümüz bulutlar, gece göreceğimiz göktaşı şöleninin habercisi gibiydi.

Arabadan ilk inerek konuşlanacağımız yere yakın yerleri keşfe çıkalım derken, Karagöl’e tepeden bir bakmak istediğimizde bir dakika sonunda hepimiz kendimizi arabada bulduk, o nasıl bir rüzgardı öyle bu Ağustos ayında ? Ama Karagöl bir harikaydı hava kararmadan vaktimiz de varken aşağıdan da görsek fena olmazdı hani…

Sakarya Karagöl, eğer tam zamanını yakalarsanız bir de drone sahibi iseniz asla unutamayacağınız kareleri hafızanıza almanızı sağlayacaktır. El değmemiş kavramının net karşılığını tam olarak gördüm ya da daha iyisini görene kadar gördüm diyelim. Evrenin emanetçileri koyun, keçi, eşek ve çobanlar, huzurun yedi yıldızlı tesisindeymiş gibi öyle bir salınıyordu ki yaylada, aralarına karışarak kendimi o huzurun kuyusuna attım. 

Taraklı ilçesine bağlı Karagöl, bin yüz metre yüksekliğe sahip ve şehrin en büyük yaylalarından. Karstik bir çöküntü arazisi olan bu yayladaki yarıklar, yağmurdan sonra suların içlerine dolmasıyla bir kartpostal görseli sunuyor. Yağmurlar çoksa uzaktan bakıldığında da bir göl gibi görünüyormuş, bu sebeple de Karagöl adını almış.

Keçileri çoktan kaçırmış olan bendeniz, yayla arkadaşlarımı, yerden kopardığım çimenlerle beslemenin huzuru ile su birikintileri az da kalmış olsa yarıkların arasında yürümek istedim. Bu arada bir yolculukta olmazsa olmazım iki şeyi söyleyeyim size, deposu full bir araba, fotoğraf çekmeyi seven bir yol arkadaşı. Yahu ben demeden ‘şu ağaca gidebilir misin bir fotoğraf alayım’ diyen Mutlu’ya her ne kadar yarışmalarda ödüle doysa da bir plaket de ben yaptıracağım. Ağacı görünce bir koşuşum ve bir tırmanışım var ki güneş tam batmadan yetişmek için, o halimi görseniz yıllarca dalga geçecek konunuz olurdu J

Kayın, köknar ve çam ağaçlarıyla sarmalanmış yaylada yılan gibi kıvrılan yarıkların arasından zıplaya zıplaya nehir kıyısında aldığım kalorileri verdiğimi düşünüyorum. Bu arada fotoğraf uğruna yerlere sere serpe yatarak önümüzdeki günlerde hastalanmayı göze alan kendime de 5 yıldızı çoktan verdim bile. 

Tam arabamıza binip gidecektik ki o da ne? Yola ay taneleri düşmüş sanki, gökyüzünden kokusunu göndermiş yeni bir iklime davet edercesine. Bazen yoldan çıkmak gerekir daha da yaklaşmak, iliklerine kadar hissetmek için yeni iklimleri. Hani şarkısında der ya Yeşim Salkım ‘ Ben yoldan gönüllü çıktım memnunum buna ben…’

Sadece keçilerin çıktığı hatta yarısında ben iniyorum daha fazla çıkamam dediğim yamaca tırmanırken, dedim ki Ümran ben bile senden korktum etrafındakiler ne yapsın? Ama çıktığım an aşağıdan bana seslenen arkadaşlarımı rüzgarın sesinden duyamadığımda kendi Everest’ime çıkmıştım çoktan. Ellerim semada, kalbim hayallerimde ben zaten duymuyorum sesinizi, sadece görüyorum görmek istediğimi, eşsiz bir an, belki her gün baktığım ama ilk kez gördüğüm bir ay, HİLAL. Ve Tanrı’nın hüzünlü kadınların gülüşüne sakladığı Ayşığı. 

Ay işte, adı geçince insan ister istemez bir romantik oluyor, yoksa hiç benlik işler değil…J Bir göktaşı yağmuru izleyelim dedik konu nerelere geldi, hemen toparlıyorum. Sabahlayacağımız mekana geldiğimizde hava kararmıştı ama bizler için yakılan ateş ışığında yolumuzu zor da olsa bularak bir koca bagaj dolusu eşyamızı Taraklı – Uğurlu Köyünde Langa Yayla Evleri’nin bahçesine serpiştirdik ve soframızı kurarak başladık dileklerimizi de tutmak için yağmuru beklemeye.

Bir Perseiddir gidiyor, peki nedir, neden bu tarihlerde derseniz, Swift-Tuttle adı verilen bir kuyruklu yıldız her 133 yılda bir, Güneş etrafındaki bir turunu tamamlıyor. Bu sırada Güneş’in kütle çekimi nedeniyle, arkasında bazı parçalarını bırakarak, yörüngesi üzerinde bir enkaz yığını oluşturuyor. Dünya’nın Güneş’in etrafındaki dolanımı sırasında, Dünya yörüngesinin, kuyruklu yıldızın yörüngesiyle kesişmesi sonucu, her yıl aynı dönemlerde bu kozmik toz bulutunun içinden geçiyormuşuz. Bu irili ufaklı taşlar, atmosfere hızla girerek yanıyorlar. Bu olaya “yıldız kayması” desek de aslında onlar kuyruklu yıldızdan geriye kalan taş parçaları.

Bir başak kadını olarak hazırladığım, orman konseptine uygun porselen tabaklarımın da bulunduğu masa başında tam da arkadaşım sen bu işi biliyorsun derken daha da güzellerini yaşarım umarım dediğimde, ilk göktaşımız kaydı bile ve ben ilk defa erken dilemiş oldum dileğimi. Sonrasında gecenin daha da kararmasıyla uyku gözlerimizden aktı, dilekler dudaklarımdan.

İlerleyen saatlerde trekinturkey ile gelen diğer misafirler ile ateş başında ısınırken, belki bir daha asla görmeyeceğim hatta görsem de tanıyamayacağım gezginlerle derin sohbetlere daldık. Gerçekten gök taşları mıydı yollarımızı kesiştiren? Yoksa Nazım’ın dediği gibi ‘ Aynı Gökyüzü Altında Bir Direniş miydi Yaşamak ?’

Gözümü kırpsam sanki bir şey kaçıracakmışım başımıza taş yağacakmış hissiyatı ile hangi tarafa baksam daha çok görürüm acaba sorularım eşliğinde Jüpiter çoktan ilk gördüğümüz yerden ayrılmış o heybetli ışığını başka bir yöne süzmeye devam ediyordu. Arada bulutların geçişiyle biraz nazlanan yıldızlar ve bazen dakikada dört ya da beş kez gördüğümüz göktaşlarına bakarken Dostoyevski’nin sözü geldi bu kez aklıma ‘ Böylesine güzel bir gökyüzü altında bu kadar kötü insan nasıl yaşayabiliyordu?’ Bu efsunlu gece bitecek ve havanın aydınlanmasıyla yine insan eli ile berbat edilmeye çalışılan yeryüzünü daha net görecektik.

Tabii kötü olduğu kadar iyiler de var bu dünyada Rabbim hep yolumuza çıkarsın. Uğurlu Köyünde o gökyüzüne yakışır bir şekilde ev sahipliği yapan Langa Yayla Evlerine, ilk fırsatta başka bir turda eşlik etmek istediğim @trekinturkey’e ve elbette o anları ölümsüzleştiren arkadaşım Mutlu TAŞPINAR’a dünyaya aynı gözle bakıp görebildiğimiz için de teşekkür ederim. 

Bilim istediği kadar bilimsel olarak kuyruklu yıldızdan kopan parçalardan, yörüngelerden bahsetsin, benim için gökyüzü ve yıldızlar EŞKİYA filmindeki efsane sahnedeki gibidir. Ben sahneyi ezberledim imkanınız varsa açıp izleyin yoksa da …..

Baran: Keje.. beni hapiste vurdular keje.. ölmedim.. hastalandım.. bir ciğerimi orda bıraktım, gene ölmedim.. çok dövdüler beni.. kan kustum, ama ölmedim.. yaşadım.. seni bir kez daha görebilmek için yaşadım.. şimdi bana dediler ki; kimse sesini duyamıyormuş.. susmuşsun.. benimle de konuşmayacak mısın Keje.. sesini duyamayacak mıyım..?

Keje: Eşkiyalar ölünce kayan yıldız olur..

Baran: Dağlardayken, geceleri binbir haşerenin kurdun sesini duyarsın, yatardım bir kayanın üzerine ve gökyüzünü seyrederdim, yıldızları...Seni düşünürdüm. Sonra bir yıldız kayardı ve derdim ki işte bir eşkıya daha ölmüştür. Çocukken sana eski zaman eşkıyalarının masallarını nasıl anlattığımı düşünürdüm, senin yıldızlara bakışını...

Keje: Ben de geceleri yıldızları seyrediyem.. Ama seni görmemişem. Yaşadığını anlamışım, geleceğin günü beklemişem...Sesim şimdi bana çok tuhaf geliyi..Sanki başkası konuşuyi, ben dinliyem...

Baran : Ben ömrümce bu dakka için yaşamışım, artık ne olursa olsun önemi yoktur. Seni gelip alacağım, beni bekleyesin Keje..

Bekleyenlere selamla…. Hoş Kalın, Hoşçakalın…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Hitaf
Hitaf - 1 ay Önce

Eller semada, Kalp hayallerde ne güzel bir yolculuk olmuş.

Tubalinka
Tubalinka - 1 ay Önce

Yazınız çok güzel fotoğraflar ayrı bi güzel muhteşemsiniz Ümran hanım….

Sevil Durukan
Sevil Durukan - 1 ay Önce

Biz de yakında böyle bir kamp yeri arıyorduk Mekan çok doğal görünüyor. tavsiye ettiğiniz için teşekkürler. Gidelim bakalım

Muzaffer Sabur
Muzaffer Sabur - 1 ay Önce

Bu güzel gecede ben de oradaydım. Canlı şahit oldum Ümrancığımın burada yazdıklarına. Ne mutlu bana

Erol Evgin
Erol Evgin - 1 ay Önce

Carl Sagan der ki "Hepimiz yıldız tozuyuz". Öze dönmek gibi güzel bir yolculuk ve hakiyesi olmuş yazı. Teşekkürler.