Tüm yaratılanlar için elzem bir temel haktır; insan, hayvan ya da doğa hakları. Nefes alan her canlı için bu böyledir..

Hayvanların da, bitkilerin de kısaca tüm doğanın en temel hakkıdır kendi doğalında, mezhebince yaşayabilmek...

Biz insanlar düşünebildiğimiz, konuşabildiğimiz, kendimizi ifade edebildiğimiz için diğerlerinden şanslıyız ve onların haklarını korumak ta bize düşer..

Kendi uğradığımız haksızlıklarımızı, isteklerimizi, hayatımız için düzelmesini istediğimiz şeyleri ifade ve talep edebilme özgürlüğüne teoride de olsa sahibiz

Tabi mümkün mertebe bu böyle...

Bizim gibi demokrasinin ve insan haklarının tam olarak gelişmediği coğrafyalarda çoğu zaman insan üstü bir gayret göstermek gerekiyor;

Haklarımızı alabilmek

İsteklerimizi özgürce iletebilmek

Nefes alma, insanca yaşayabilme yollarımızın tıkanmamasını sağlamak için.

Bunun için yönetim gücünü elinde bulunduranlarla genelde çetin mücadelelere de girmek gerekiyor..

Aslında doğal olan anayasal çerçevede çizilmiş temel hak ve özgürlüklere sahip olabilmek ama iktidar gücünü elinde bulunduranlar bazen buna izin vermeyince mecburen haklı, demokratik bir mücadele de şart oluyor..

Sıkışınca örflerin, adetlerin, nasıl oluştuğu muğlak geleneklerin etkisi ile pek çok insan maalesef daha ölmeden soluksuz kalıyor böyle coğrafyalarda..

Dogmalar, örfler, adetler aklın, bilimin, temel insan haklarının önüne geçebiliyor çoğu zaman. İşte böyle olunca da toplumsal çatışma daha sert bir zeminde cereyan edebiliyor..

Gün geliyor otorite şarkıları yasaklıyor

Gün geliyor festivalleri yasaklayabiliyor

Gün geliyor sportif turnuvaları yasaklıyor

Ama kendi düşünce yapısına uyan çoğu eylem içinse böyle bir yaptırım uygulayamayabiliyor, bu da toplumda ayrışmayı, bir köşeye atılmış hissini daha da derinleştiriyor ve toplumsal barışı tehdit eden bir unsur haline gelebiliyor doğal olarak. İnsanlar kendilerini bazılarına göre daha yalnız, mutsuz, daha çok haksızlığa uğramış hissedebiliyor.

Hele cinsiyete dayalı baskı ve sindirmeler ise en büyük temel insan hakları sorunu olmaya hep devam ediyor böyle ülkelerde..

Bir hadiseyi, bir haksızlığı, değişmesini istediğiniz düzeni şüphesiz protesto edebilir, her türlü demokratik hakkınızı kullanabilirsiniz amma cinsel yönelimi farklı diye insanları yaftalamak ve onlara karşı yürüyüş düzenlemek en basit anlatımla hadsizliğin daniskasıdır. O zaman bazıları da çıkar sizin kafanızdaki sarığa, giydiğiniz, çıkardığınız her şeye karşı çıkar. Bu olacak şey midir?

Hele ki otorite en masum eylemleri, konserleri bile gözünü kırpmadan yasaklayıp ama mesela bir kaç gün önce olduğu gibi Lgbt’ li bireylere karşı yapılan yürüyüşe izin verebiliyorsa bu insanlar arasındaki barışı, anlaşmayı ve huzuru bozar.

Ve gittikçe ‘bazı insanlar daha eşittir’ hükmü toplumda daha çok kabul görmeye başlarsa; bir arada yaşamanın temel dinamiklerine de bomba koymuş oluruz..

Herkesin aklını başına alması, hepimizin huzur içinde yaşaması için ‘eşitlik ve insan hakları’ ilkesine sıkı sıkıya sarılması önemlidir. Geçmişte kendilerine yapılanlara isyan edenler şimdi başkalarına ‘lafta’ genel geçer, muğlak ahlak prensiplerinin  ardına sığınarak aynı şeyleri yaparsa bu işin içinden hiç bir zaman çıkılamaz..

İnsan varsa; eşitlik ve özgürlük herkes için şarttır gerisi lafügüzaftır.