Soruda Çin Seddi’nin nerede olduğu soruluyor.

İlk şıkta Çin var.

Lisans eğitimli yarışmacı iki jokerini soruya harcıyor ve linç başlıyor.

Nasıl cesaret edip yarışmaya katılırmış, ne cahillikmiş, nasıl üniversite okumuş vs. tabi bana duygudaşlık fırsatı doğdu.

Bu yarışmanın viralini ilk sorularda elenen yarışmacıların ezel ebet internette kaybolmayacak video kayıtları yapıyor.

Geçmişin geride bırakılamaması laneti.

Gündüz Vassaf böyle bir çıkarım yapmıştı.

Kaydı var bu gafların artık. Kaybolmayacak. Her daim dalga malzemesi olacak.

Tolga Abi’ye küfreden çocuk hikâyesinin şehir efsanesi olup olmadığını neden tartışıyoruz, çünkü videosu yok.

Artık öyle değil, yüksek kaliteli kayıtları her türlü utanç vesikasını sonsuza kadar muhafaza ediyor.

Kendimi yarışmada düşünüyorum.

İlk olarak soru “şaşırtmalı” (şaşırtmaç yani) diye düşünürdüm. Çünkü reyting bu ilk sorularda, “ha ha nasıl da ilk soruda elendi salak” bu tiktaklı zaman sayacında. Büyük Çin İmparatorluğu’nun zamanında bizzat inşa ettiği (tabi ki Türk akınlarını önlemek için) Çin Seddi acep başka bi’ ülkenin sınırında mı şimdilerde?

Hatta kendimi entelektüel sayıp Japonya ne alaka ya diye düşünmekten gurur duyabilirdim. En harcanabilir joker olan seyirciye sor’u kullanırdım ben de.

İşte tam o noktada kafası karıştı bence yarışmacının. Çünkü yüzde 51’lik bir çoğunluğun tüm cevabı temsil etmesi noktasındaki çelişkileri, yarışmacı kadının da içinde bulunduğu bir nesil çok iyi tecrübe etti. Yanılması olağan.

Her mecradan kolayca ulaşılabilir olduğumuz için anonim hatalar yapamıyoruz.

İnsanların günah işleme özgürlüğü dedikleri şey belki de budur (Gerçi onu bayağı ağır yolsuzluk suçu ve suçluları için söylemişlerdi).

Bile bile teslim ediyoruz kendimizi binlerin yargılamalarına. On saniyelik video kayıtlarında çok eğlenerek yaptığımız şakalar için “beni yanlış anladınız ben öyle biri değilim aslında” diye düzeltme metinleri paylaşıyoruz, deniz kenarında dudak büzülmüş fotoğrafımızdan hemen sonraki karede.

Formül basit, bugünlerde hepimizin oldukça yakın olduğu ünlülük müessesine (Andy abi n’aber) dâhil biri değilsek “kendi halimde bir insanım benimle neden uğraşıyorsunuz” deriz; yok bundan para kazanıyorsak “bu bir komplo”. Bir de şey var: “kıskananlar çatlasın, umurumda değilsiniz” (Umurunda olmadığımızı bize tebliğ ediyor.)

Kısa videolu komiklik işi henüz televizyonların elindeyken tepkinin kitlesel olması gerekiyordu. “Çok sayıda telefon aldık” denmeliydi.

Cem Yılmaz’ın (elbette kimsenin korsan izlemediği) gösterisinde hemşireler üzerinden verdiği örnek gibi. “Ne biçim anlatmışsınız biz öyle değiliz” diye protesto edilirdi meslek grubuna yönelik şakalar. (Burada bir parantez açayım, yıllar önce bir gün, rahmetli dedem arayıp bir TV kanalının numarasını istemişti. Çünkü izlediği bir skeçte çiftçi karakterini aşırı karikatürize etmişler, şaka malzemesi yapmışlar. Kasketi boncuklu çiftçi karakteri dedemi rahatsız etmişti. Babam da aynı tür hassasiyeti taksici esnafı için gösteriyordu mesela. Bütün televizyonların telefon ve faks numaralarını yazdığım o sarı kâğıdı arasam bulurum gibi geliyor.)

Şimdilerde herkes çok bireysel çok belirli mağduriyetlerini kitlesel bir rahatsızlıkmış gibi dillendirip herhangi bir konuda insanları anında ikiye bölebiliyor.

Çok hızlı, çok tuhaf. Tartışılması abes (abes olduğu konusunda asgari müşterekte buluşabileceğimiz diyeyim) olan konularda bile yapıyoruz bunu.

Kadın tacizcisine tepki gösteren biri mini etek giymekle haksız ilan edilebiliyor.

Herkesin üstüne konuşabileceği, karşıdakinin üzerine toprak atacağı bir mesele oluyor. Sadece rahatsızlıklarda değil bu, güldüğümüz şeylerde bile bir ortak arıyoruz.

Ben buna çok güldüm, çünkü buna herkes gülmeli baskısı var. Çünkü “buna mı güldün” linçi gelebilir tek başına gülerse.

Ailesi ile komik anlarını paylaşıp “aynı ben diyenler beğensin” diyoruz. Değişik, çelişik bir delirme hali. Herkes tek olduğunu kabul ettirmek için “herkes” olmaya baş koyuyor. Delilik.

Bence insanların doğrulara varması çok kolay bir hâle geldi.

Ötesini berisini düşünmeden çok hızlı bir biçimde nefret edebiliyoruz birilerinden.

Çok fena bu.

Bunun karşısında da senin başına da gelsin de gör demekten başka bir şey yapmamak da çok fena.

Başkalarını anlamak için aynı hayatları tecrübe edemeyiz, sonu yok ki bunun. Korkutarak anlayış gelişir mi? Beterini düşünüp şükretme meselesi gibi. Onun gibi olmadığın için değil; mevcut halinden dolayı şükret mesela.

Okumadan hızlıca sayfayı kaydıracaklar için aldatıcı özet geçiyorum: olmaz demeyin, sizin de başınıza gelebilir. Kimseyi linç etmeyin.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.