Kendini bilen bir insan için bir şeyi en baştan söylemek her zaman iyidir.

Böylece, insanlar sizi yargılarken neye göre yargılayacaklarını bilirler.

Onun için ben de en başta söyleyeyim: BEN TARAFIM!

Öncelikle katıksız bir Atatürkçüyüm. Atatürk’ün yaptıklarını ve yapmak istediklerini yaşadığı şartlar içerisinde değerlendirmeyen, O’nun başardıklarının günümüzdeki önemini kavrayamayan, sözde Atatürkçüyüm diyen ama NUTUK’u bir kere bile okumamış insanların karşısındayım.

Vatanseverim. Vatanseverliği sadece yaşadığın toprakları sevmek değil, gelecek kuşaklara ve tüm canlılara yaşanabilecek bir doğa bırakmaya çabalamak; kentlerin ve tarihi dokunun yağmalanmasına karşı çıkmak; doğayı satılacak bir enerji kaynağı olarak görmemek; ahlaki ve siyasi yozlaşmanın karşısında olmak; üretimden yana olmak ve evrensel etik değerlere sahip çıkarken aynı zamanda Türk milletinin çıkarlarını her koşulda korumak olarak anlarım.

Demokrasi tarafındayım. Demokrasiyi; kuvvetler ayrılığı, çok partili parlamenter sistem, vatandaşların canını, malını ve haklarını güvence altına alacak şekilde çalışan kurumların varlığı ve fikir özgürlüğü olarak yorumlarım.

Doğruluk, dürüstlük ve cesaretten tarafım. Cesaretin; taklit edilemeyen ve korkuyu öldüren tek şey olduğuna inanırım. Dürüstlüğün, çoğu zaman, kestiğinden daha fazla kan akıtan kör bir bıçak olduğunu bilsem de onu en büyük erdemlerden biri olarak görürüm.

İyi olmaktan yanayım. Ama hangi iyilik? Bertolt Brecht’in İyi Adama Bir İki Soru şiirinde sorduğu gibi “Anladık iyisin ama neye yarıyor iyiliğin? Yüreklisin, kime karşı? Akıllısın, yararı kime? Gözetmezsin kendi çıkarını, peki gözettiğin kiminki? Dostlarına diyecek yok ya, dostların kimler?” Bu soruların cevapları, iyiliğin her zaman iyi olmadığını çok güzel gösterir.

Tüm bu saydıklarımı her daim değil de ortam şartlarına göre uygulayanların veya tarafsız kalanların karşısındayım. Ortama göre davranmayı ya da tarafsız kalmayı, bir prensip sorunu değil bir fiyat sorunu olarak görürüm. Cemil Meriç’in dediği gibi “Zulmün olduğu yerde tarafsızlık, namussuzluktur”.

Karıncaya sormuşlar: Koca yangını taşıdığın bir damla suyla mı söndüreceksin?

Karınca cevap vermiş: Hayır ama tarafım belli olsun!

İnsanlara önyargıyla yaklaşıp hüküm verilmesine karşıyım. Birini, başkalarının anlattıklarına göre yargılamak cahilliğin dayanılmaz hafifliğidir. Elmas bile işlenmeden önce sadece kömürdür.

Mevlana ne güzel anlatmış:

“Benim hayatımı yargılamadan önce, benim ayakkabılarımı giy.

Benim geçtiğim yollardan, sokaklardan, dağ ve ovalardan geç.

Hüznü, acıyı ve neşeyi tat.

Benim geçtiğim senelerden geç, benim takıldığım taşlara takıl.

Yeniden ayağa kalk ve aynı yolu tekrar git, benim gittiğim gibi.

Ancak ondan sonra beni yargılayabilirsin…”

Eğer tüm bu yazdıklarım konusunda anlaştıysak…

HEPİNİZE MERHABA…

Artık başlayabiliriz!