banner143
banner149

Kıpkırmızı akan bir nehirden geçiyorum buz gibi, elime bir çakıl taşı alıyorum fırlatıyorum nehre. Yeşil bir balık fırlıyor bir metre suyun üstüne.

Hava sıcak, gökyüzünde masmavi bir güneş parlıyor. Bulutlar geçiyor başımın üzerinden, açık sarı.

"Belli" diyorum bulutların renginden hiç yağmur yağacağa benzemiyor .

Biraz ilerliyorum, göz alabildiğine mosmor çimenler uzanıyor halı gibi.

Yatıyorum yuvarlanıyorum, sanki babam serdi bu halıyı.

İleride kopkoyu bir orman başlıyor.

Ormanın içine dalıyorum, karşıma bir metre yüksekliğinde kırmızı beyaz çizgili bir tavşan çıkıyor. Beni görünce ürküp koşarak uzaklaşıyor yanımdan.

Ağaçların yaprakları öyle sık. Güneşin mavi ışığı hiç sızmıyor neredeyse ormanın içine. Bu koyu karanlık eflatun yaprakları iyiden iyiye mora döndürmüş.

İleride birkaç yabani hayvan oynaşıyor. Portakal rengi bir ceylanla fosforlu yeşil bir geyik atlayıp zıplıyorlar. Sağa sola bakına bakına yürüyorum. Uzakta güneşin açık mavi ışığı görünüyor. Yavaş yavaş koyu karanlık açılacak demek ki.

Ormana giren ışıkla, eflatun yapraklar gülümseyerek veda ediyorlar bana sanki.

Ormandan çıktım, az ileride asfalt yolun silueti göze çarpıyor. Yola yaklaşıp vızır vızır geçen taşıtları izliyorum...

Sağa dönüp yüz metre kadar ilerleyince bir alt geçide rastlıyorum. Yaklaşık onbeş basamakla iniliyor alt geçide. Basamaklar, koyu sarı çimento rengi. Alt geçitten geçince bizim mahalleye inen yola çıkıyorum. Yeni asfalt dökülmüş, turuncuya çalan sarı, gözlerim kamaşıyor. Asfalt sıcacık ayağımın altında. Bir kedi canhıraşça miyavlıyor kaldırımda. Turuncu taze asfalt, pırıl pırıl fuşya tüylerine yapışmış. Nasıl kurtarayım ben seni yaa. Birkaç çocuk yaklaşıyor kediye doğru hızla. Ellerinde ince bir hortum. Hah tamam. Kurtarıcıların geldi işte. Suyu açıyorlar. Parlak kırmızı tazyikli su kediyi ürkütüyor, ama başka çare yok, sabredecek.

Çocukları ve kediyi geride bırakıp ilerliyorum yokuş aşağı. Ayakkabılarım rezil oldu, koyu sarı asfalt, tarçın rengine döndü ayakkabılarım da. "Neyse" diyorum, "yapacak bişey yok".

Şimdi ardarda sıralanmış, hepsi şeffaf renkte boyanmış evlerin arasından geçiyorum. Hepsinin içi olduğu gibi görünüyor. Birinde bir adam koltukta oturmuş, tv izlerken bir yandan da yeşil renkli fino köpeğini seviyor. Bir başkasında bir kadın mutfakta, kestiği gece mavisi karpuzu tabaklara servis ediyor.

Başka biriinde bir çocuk, parlak kırmızı renkli suyun içindeki tarçın rengi kaplumbağaya yem atıyor. Bahçede başka bir çocuk pembe bir filin sırtında dört nala koşturuyor.

İş yerime yaklaştım. Az sonra minibüs yolundan karşıya geçeceğim. Trafik ışıklarındayım. Morun yanmasını bekliyorum ki karşıya geçeyim. Şu anda pembe, trafik taşıtlara açık.

Ve gözlerimi açtım. Kapadım, tekrar açtım. Yooo aynı. Fuşya kedi, yeşil köpek, turuncu ceylan, kırmızı su, pembe fil yerinde duruyor.

Siz denediniz mi? Deneseniz de olmaz. Gözleri açınca hoooop… Gerçeklerle yüzyüzesiniz. Ne oldu tavşana, kediye, file? Mavi güneşe, eflatun çayırlara?

Biz görme engelliler böyle, istediğimiz renkte hayal edebiliriz dünyayı. İstediğimiz renklerde. Gerçekler de korkutmaz bizi. Hayali gerçeğe, gerçeği hayalin içine hapsedebiliriz. Açsak da gözlerimizi, kapasak da kendi dünyamızdayızdır hala. Korkmadan, gerçek, karanlık, gri dünyadan.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Rukiye kıvrak 2019-03-05 23:06:11

Yine harıkasın pınarcım

banner135

banner141

banner139

banner147