Image-6

Küçükken bir elimde dondurmam diğer elimde bisikletim, çocuk aklımla geleceğimi düşlerdim gözlerimi kapatıp rüzgarın sesini dinlerken. 20’li yaşlarında özenerek izlediğim, o zamanlar benim abla dediğim, genç kızlar gibi olduğumda neler yapacağımı düşlerdim yüzümde masum bir gülümsemeyle. Özgürce gideceğim konserleri, annemden izin alma zorunluluğum olmadan arkadaşlarımda kalacağım geceleri, üniversiteye gidip kendi evime çıkacağım o günleri, her ara tatilimde başka bir ülkeyi ziyaret edip her birinde bir top dondurma yiyeceğim o tatillerimi düşlerdim.

Peki ya sonra ne oldu benim düşlediğim bu geleceğe, gelmesini iple çektiğim gençliğime? Benim hayallerimi süsleyen o dünya ne yazık ki şu an içinde bulunduğum dünya değildi. Ben daha 20’li yaşlarımdayken beni gelecek kaygısının içine hapseden, “Okuyorum ama acaba ben de işsiz mi kalacağım?” soruları ile üniversite hayatımı baltalayan, bırakın dünyadaki ülkeleri teker teker gezip görmeyi, arkadaşlarım ile bir akşam yemeğine çıkıp doğum günü kutlamanın bile artık lüks haline geldiği bu dünya, benim hayal ettiğim dünya değildi.

10 yaşımda heyecanla beklediğim, bir gülümseme eşliğinde iple çektiğim bu dünya bana ve benim jenerasyonuma büyük bir hayal kırıklığından başka bir şey olamadı ne yazık ki. Bu dünya bana, her gün dostlarım ile sabahlara kadar bağıra bağıra özgürce söyleyeceğim bir şarkı, her gün yeniden keşfedebileceğim bir yer, bir film, bir tiyatro oyunu öğreteceğine, ismini dahi telaffuz ederken zorlandığım kaygı bozukluğu, kronik depresyon, taşikardi, anksiyete, panik atak gibi sonu gelmeyen rahatsızlıkların ismini öğretti. Her birimizin her sabah gözlerini heyecanla “Acaba bugün beni ne bekliyor?” sorusu ile değil de, kalp çarpıntısı eşliğinde “Acaba okulda öğle yemeğine param yeter mi?” sorusu ile açmasına neden oldu.

Tüm bunların yanında benim düşlerimde yeşiliyle, mavisiyle eşsiz bir dünyaydı bu dünya. Denizlerini kaplayan bir müsilaj, ormanlarını kül eden kontrolsüz sıcaklar, her gün nesli birer birer dünyadan silinen hayvanlar yoktu. Ve en önemlisi ise insanların birbirine doyasıya sarıldığı bir dünyaydı benim dünyam, her birimizin yüzünü kaplayan şeyler maskeler değil gülümsemelerdi.

Benim düşlerimi süsleyen dünya bu değildi, küçükken yüzümü gülümseten, heyecandan kalbimi pır pır arttıran dünya bu değildi, bu olmamalıydı.

Şimdi geri dönüp 10 yaşındaki Çiğdem’e bir tavsiye verme şansım olsa hayal dünyasında kaybolmamasını söylerdim ona, olmayacak düşler eşliğinde uykuya dalmamasını isterdim, çünkü hayal ettiği gibi olmadı hiçbir şey, onun hayal ettiği dünya bu değildi.

Belki geleceği, hayal ettiği o dünyanın ne hale geldiğini gösterme şansım olsaydı ona bu tavsiyelerimi dinlerdi o zaman. İşte belki o zaman, 22 yaşıma geldiğimde bu kadar kırılmazdı hayallerim, tam bir hayal kırıklığına dönüşmezdi benim için bu dünya.