Hiç sevmem ‘rutin’ kelimesini

Hiç sevmem ‘sıradan’ lafını

Mesela bir şeylere alışmaktan nefret ederim

Hiç sevmem aynı yollardan gitmeyi

Sadece yürümeyi de sevmem mesela, arada uçmak ta lazım : )

Ez cümle nefret ederim monotonluktan...

Ama bütün bu hiç sevmediklerim, maalesef bu bir kaç seneden beri, beni de kuşatanlar oldu hep; yeni heyecanlar, yeni renkler, yeni soluklar yerine...

Sanıyorum sadece benim değil, hepimiz için de böyle oldu

Bir kaç yıldır yaşanan bu süreç bir rüya gibi amma çok kötü bir rüya; sanki Oscar’ lık bir kabus filmi...

Bazen dönüp dönüp bakıyorum da bütün bu olup bitene neler neler gelmiş başımıza;

Hepimiz evlere hapsolmuşuz ki aylarca; şaka gibi

İşimizi gücümüzü unutmuşuz

Sonra sonra belirli saatlerde çıkmışız sokaklara, çıkmışız ama  ağzımız, yüzümüz, elimiz kolumuz bağlı

Bazen sabah çıkmışız evin önüne; mavi gökle buluşmak için, bazen de öğleden sonra...

Sahilde yürümek yasaklanmış mesela ama yanındaki asfalt yolda yürümek serbest bırakılmış; ne aptalca..

Çocuklar şu saatte, büyükler bu saatte diye hazırlanan saçma sapan çizelgeleri çözmek için birbirimizle dalga geçmişiz gece yarıları..

Tam saatinde evde olmak için kafayı yemişiz yollarda...

Zerre itiraz etmeden uymuşuz dibine kadar saçma bulduğumuz bu yasaklara

Dakikalarla sınırlı bakkala gitmişiz; o da en dibimizdekine, bir sonrakine de gidebilmek için bin bir yalan atmışız görevlilere..

Yürümek için üşenenlerimiz bile bin takla atarak yalan dolanla yolları uzatmaya kalkmış, kahkahalarla gülmüşüz...

El ele tutuşmamışız, sarılmamışız birbirimize, konuşmaktan bile çekinir olmuşuz en canımızla

Hayattan soğumuşuz, insanlardan soğumuşuz, kendimizden bile...

Dedim ya şimdi bakınca şaka gibi geliyor o kabus günler;

Her saat, her dakika ayrı bir bilinmezlikti bizler için, bitmek tükenmek bilmeyen

Hepimizden çok şeyler aldı götürdü bu bir kaç sene, her saat, her dakika;

Kimi saatler ümitlerimizi, hayallerimizi, kimi dakikalar geçmişimizi, geleceğimizi çaldı, kimi günler ise göz bebeklerimizi aldı bizden

Her zaman dilimi çok kötü hırpaladı hepimizi; dakikalara, saatlere, günlere, yıllara düşman olduk...

Cıvıl cıvıldı eskiden sabahlar; sabahlara bile uyanmaktan korkar olduk

Her gün, gelecek bir başka kötü haberle karşılaşmaktan yıldık, tükendik

Giden canlara içimiz yandı; bu can pazarında kendi canımızı kurtarmak için çırpınıp durduk..

Yaşam enerjimiz gitti

Çok şeyler yitirdik ve şimdi bile bizde bıraktığı tahribatın farkında değiliz

Ve hala da bitmiş değil bu kabus; uyanamıyoruz bir türlü, sadece mış gibi yapıyoruz...

Bir bakın etrafınıza, bugünlerde hayattan zevk alma çabalarımız bile ne kadar yapmacık; eskiden keyifle yaptığımız her şeyi şimdilerde yitip giden yıllarımızdan intikam almak içinmiş gibi yapıyoruz sanki; öyle iğreti...

Ve hayat renklerimizi öyle bir çaldı ki bizden;

Hayatımıza renk katmak için kala kala, her sabah kahvaltıda sofraya koyduğumuz siyah zeytinin yanına, sadece bi kaç yeşil zeytin koymaya kaldık

O da bu ağır şartlarda çoğumuz için artık nasıl olacaksa...