29.12.2017, 13:53

Bir düğün öyküsü...

Anason kokusu, renkli ampullerin aydınlattığı ağaçlıklı bir bahçe, klarnet, darbuka, cümbüş sesleri, arada bir atılan usturuplu naralar, süslenmiş bir karyola, yanık sesli bir teyzenin okuduğu mevlid sesi...

Size neyi anımsatır? Devam edeyim, süslenmiş bir at, elinde küçük bir çanta ile yolu gözlenen önemli bir adam...

Bildiniz değil mi?

Erkeklere ait olmasına rağmen, tüm ailenin benliğinde yer eden bir geleneğimiz... Sünnet…

Babaannemin, Akçakoca Mahallesi Düzyol sokaktaki evinde oturuyoruz. Evin bütün pencerelerinden ve salonun ortasındaki balkondan, Karamürsel'den Köseköy’e kadar uzanan İzmit görünüyor. Büyükbabam, bir ay önce vefat etmiş. Kalp krizi geçirmiş, bir hafta İzmit Sigorta Hastanesinde yattıktan sonra onu kaybetmişiz. Ailenin ilk büyük acısı… Ailemizde karşılaştığımız ilk ölüm. Tüm ev kederli sessizlik içinde…

Bir kenarda için için ağlıyorum. İçerde bir tartışma. Babaannem diyor ki;" İsmail yeni öldü. Ben çalgılı çengili düğün istemem..." Annem karşılık veriyor. " Biraz anlayışlı ol. Çocuğa geçen yıl söz vermiştik. Acımız büyük. Ama çocuk da "Artık büyüdüm. Koskoca adam oldum. Sokakta arkadaşlarımın yanında utanıyorum. Ben nasıl okula giderim?" diyor ve ağlıyor. Babam iki kadının arasında suskun… Ne diyeceğini bilemiyor... Babaannem diretiyor; "O zaman bir mevlit okutalım, olsun bitsin bu iş." Suskun babam: " Anne bu işin şerefi var. Herkes bekliyor. Biricik oğlumuzun sünneti bu... Biliyorum zor bir durum ama, çocuk da artık sünnet yaşını geçiyor, sızlanmakta haksız değil..."

Zavallı babaannem beni çok sever; "Ednan"ını yere göğe sığdıramazdı! Ama yıllarca bir yastığa başını koyduğu eşinin kaybı öyle bir yaralamıştı ki onu, bu sevgiye rağmen karşı çıkışını sürdürüyordu.

Tartışmalar bir kaç gün sürdü. Her defasında ben dahil, herkesin gözyaşlarıyla sulanan bir suskunluğa uzanıyorduk. Babam ise annesini ve karısını kırmadan, beni her zaman ki zor işlerde olduğu gibi ‘’Hallederiz oğlum, hallederiz…" sözcükleriyle teselli ediyordu.

Sonra bir sabah babaannem beni çağırdı. Dizlerinin üzerine oturttu. Buruşuk elleriyle yüzümü okşadı. Bana iyi şeyler söyleyeceğini hissediyordum. Bir kaç gündür, yanına gitmemenin özlemi içinde, ben de ona sarıldım. Gözyaşları içinde; " Tamam Ednanım, senin düğünü yapacağız. Merak etme yavrum" dedi. Gözyaşları sel gibiydi. Buruşuk ve ıslak yanaklarından doya doya öptüm. Sonraki günlerde evde sessiz bir heyecan başladı. Bir yanda yas, bir yanda düğün telaşı...

Ne yapayım, kaderim böyleymiş! Ben doğmadan iki saat önce de annemin babası Zeki Dedem ölmüş. Onu sadece, pala bıyıkları ve baş komiser üniforması ile gördüğüm resminden hatırlıyorum. Babama gelenler, hem başsağlığı diliyorlar, hem de erkek babası olmasını kutluyorlarmış. Dört çocuktan yalnız benim erkek olduğumu anımsatayım. Böyle bir hava içinde hazırlıklar başladı. Önce düğün tarihi saptandı.Babama ve anneme düşen işler belirlendi.Babaanneme de bir konu havale edildi.

Babam davetiye, yemek, saz takımı, bahçenin süslenmesi, sünnetçi, at işlerini, annem benim kıyafetlerim, yatağın süslenmesi, konuklarla ilgili her şeyi. Babaanneme de sünnetten bir gün sonraki mevlit organizasyonu görevi verildi.

İki ablam annemin yardımcılarıydı. Küçük kardeşim de hiçbir şeyi farkında olmadan ortalıkta koşturup duruyordu. Bana ise sadece işin keyif ve heyecanı kaldı. Evde, sokaklarda krallar gibiydim. Bir tek şey yapıyordum; babaannemin dizinin dibinden ayrılmıyor, onunla birlikte yatıp kalkıyordum. Sık sık, uzun iç çekişlerini duydukça kahroluyordum.

Davetiyeler basıldı, dağıtıldı, uzakta oturan akrabalara haberler ulaştırıldı, saz takımı bulundu. Düğünün yapılacağı bahçenin aydınlatma gereçleri hazırlandı. Yemek listesi hazırlandı, aşçılar tutuldu, içkiler alınıp evde dolaplara kondu. İçkiler diyorum, sadece bol rakı şişelerini anımsıyorum.

Annem ve ablalarımla birlikte çarşıdan hep birlikte sünnet kıyafetlerini aldık. Onlar da dikecekleri elbiselerin kumaşlarını seçtiler, ipek gömleği, uzun beyaz pantolonu, üzerinde maşallah yazan pırıl pırıl bir kurdeleyi, beyaz ayakkabıları ve görkemli sünnet şapkasını, yaşamım boyunca unutmadım.

Kıyafetlerin provaları yapıldıktan sonra misafir odasında özel bir örtünün üzerine yerleştirilmesi, başlı başına bir törendi…

Kıyafetler alındıktan sonra en fazla merak ettiğim; düğün alayında bineceğim attı…

Babam; " Sana öyle bir at ayarladım ki, bakmaya kıyamayacaksın" deyip, beni meraklandırıyordu.

Günler geçti ve düğün günü geldi, çattı.

Sünnet yatağı bahçeden eve girişteki sahneye benzer betonun üzerine kuruldu. Bahçenin tümüne hakim bir yerdeydi. Bahçe, ağaçların arasına gerilmiş kordonlara bağlı renkli ampullerle donatılmıştı. Masalar ve sandalyeler, düğün nizamına göre yerleştirilmişti. Merak ve heyecanla beklenen saz takımı, sokağın başında oynak bir hava çalarak eve geldi. Bir klarnet, bir ut, bir cümbüş, bir keman ve bir de darbuka vardı. Darbukacı şişman bir adamdı, Yukarıpazar yokuşlarında epey zorlanmış olacak ki, hiç durmadan elindeki mendille terini siliyordu.

Bahçede cümbüş başlamış, Düzyol Sokak müzikli bir sokak olmuştu. Düğün olur çocuklar olmaz mı? Sokak cıvıl cıvıldı. Çocukların olduğu yerde de simitçi, gazozcu, şeker helvacı, macuncu...

Zaman geçtikçe babamda telaş artıyordu. Gelen giden, soran, koşan, bir telaş, bir telaş... Erkeklerde ayrı, kadınlarda bir başka türlü.

Ben heyecanla atı bekliyordum. Birden sokağın ilerisinde bir koşuşturma, dalgalanma oldu; simsiyah bir at, üzerinde binicisiyle bize doğru koşuyordu. Önünden çocuklar kaçışıyordu. Kalbim duracak sandım.

Onun ardında da üç beyaz at, yavaş yavaş eve doğru geliyordu. Onlarda, bana eşlik edecek sağdıçların bineceği hayvanlardı.

Ben at telaşındayken babam başka bir derde düşmüş. Meğer sünnetçi gecikmiş. O zaman cep telefonu değil, evlerde bile telefon yok... Ben bu telaştan habersiz, ata bindirildim. İlk anda, süslenmiş atın üzerinde kendimi minareye çıkmış gibi hissettim. Eyere iyice yapıştım. Hareketli ve diri at zor tutuluyordu. Biz, çalgılar, sağdıçlar, erkek davetliler eşliğinde bir kaç sokak dolaştık. Günün kıralı bendim. Evlerinin önüne, pencerelerine, balkonlarına çıkanlar, neşemize eşlik ediyorlardı. Sonradan anladım ki. ‘’Kınalı kuzu’’ya bakıyorlarmış!

Binbir tantana ile evin önüne geldik. Atçı beni attan indirmek isteyen babamı durdurdu... Bana "Aşağı inmek için babandan bir şey iste" dedi. Hiçbir şey aklıma gelmiyordu. Babamın bu ara atçıya para sıkıştırdığını gördüm. O tekrarlıyordu…" Haydi bir şey iste"

Ben de sonuçta babamdan bana böyle bir at almasını istedim. Alkışladılar. Babam beni kucaklayarak attan indirdi ve...

Sünnetin yapılacağı odaya uçurdu. Annemle birlikte bana gecelik gibi bir elbise giydirdiler... Sonra... İç çamaşırlar çıkarıldı, karşımda sadece elinde birşey saklayan, güler yüzlü ama ilk kez gördüğüm bir adam belirdi. Orda bulunanlar "Maşallah, maşallah, iyi olur inşallah’’lar ve tekbir sesleri arasında, derin bir acı hissettim... Artık erkek olmuştum… Hep öyle dediler...

‘’Artık erkek oldun... Artık erkek oldun...’’

Sonrası bir düş. Coşkulu çalgı, tabak çanak sesleri, anason kokusu, kırmızı, mavi, sarı ampuller, padişah yatağı gibi olmuş yatağımın başucundaki yastığımın altına zarf içinde birşeyler sıkıştırmalar… Babaannemin hüzünlü gözlerine rağmen, şefkat dolu okşayışları... Annemin, ablalarımın zaman zaman yatağa oturup gülümseyen bakışları... Koluma takılan ilk saatimin, sık sık kulağıma dayadığım zaman çıkardığı tık tıklar... Nasıl bir düş olmasın?.. Basit de olsa, o günün en güzel oyuncakları...

Bir gün sonra yataktan kalkış, elbisenin önünü tutarak ufak adımlarla havalı gezmeler... Ve okunan mevlidin kutsal ve ahenkli yankıları...

Ve anılara yüklenen birçok güzel olay…

Benim bu yaşadıklarımı, çoğu kişi çocukluğunda yaşamıştır ve yaşamı boyunca unutamayacakları temel anıların kaynağı olmuştur.

Bu bir toplum geleneğidir, kültürüdür. Dinimizin gerektirdiği bir ameliyatın, toplumu zenginleştiren, birleştiren çimentolarından biridir...

Ya şimdi?

Doğumlardan hemen sonra bir doktor tarafından yapılan basit bir ameliyat...

İnsanın sadece organında hayatı boyunca taşıyacağı bir iz...

Ne eğlence, ne heyecan, ne müzik, ne dua, ne de toplam olarak yaşamın içine katılacak, toplumu toplum yapacak kültür ve gelenek...

Bugün kurşunu ayağımıza sıktığımızı farkında mıyız acaba…

Yorumlar (0)
18°
parçalı bulutlu
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 37 81
2. Fenerbahçe 37 76
3. Galatasaray 37 75
4. Trabzonspor 37 64
5. Sivasspor 37 58
6. Alanyaspor 38 57
7. Hatayspor 37 57
8. Gaziantep FK 37 54
9. Göztepe 37 51
10. Karagümrük 37 51
11. Konyaspor 37 45
12. Rizespor 37 45
13. Antalyaspor 38 43
14. Başakşehir 37 43
15. Malatyaspor 37 41
16. Kasımpaşa 37 40
17. Kayserispor 37 39
18. Ankaragücü 37 38
19. Erzurumspor 38 37
20. Gençlerbirliği 37 35
21. Denizlispor 37 28
Takımlar O P
1. Adana Demirspor 33 67
2. Giresunspor 33 67
3. Samsunspor 33 67
4. İstanbulspor 33 61
5. Altay 33 60
6. Altınordu 33 57
7. Ankara Keçiörengücü 33 55
8. Ümraniye 34 51
9. Tuzlaspor 33 47
10. Bursaspor 33 46
11. Bandırmaspor 33 42
12. Boluspor 34 42
13. Balıkesirspor 33 35
14. Adanaspor 33 34
15. Menemenspor 33 34
16. Akhisar Bld.Spor 34 30
17. Ankaraspor 33 26
18. Eskişehirspor 34 8
Takımlar O P
1. Man City 34 80
2. M. United 33 67
3. Leicester City 35 63
4. Chelsea 34 61
5. West Ham 34 58
6. Tottenham 34 56
7. Liverpool 33 54
8. Everton 33 52
9. Arsenal 34 49
10. Aston Villa 33 48
11. Leeds United 34 47
12. Wolverhampton 34 42
13. Newcastle 35 39
14. Crystal Palace 33 38
15. Brighton 34 37
16. Southampton 33 37
17. Burnley 34 36
18. Fulham 34 27
19. West Bromwich 34 26
20. Sheffield United 34 17
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 34 76
2. Real Madrid 34 74
3. Barcelona 34 74
4. Sevilla 34 70
5. Real Sociedad 35 56
6. Villarreal 34 52
7. Real Betis 34 51
8. Granada 34 45
9. Athletic Bilbao 34 45
10. Celta de Vigo 34 44
11. Osasuna 34 40
12. Cádiz 34 40
13. Levante 34 38
14. Valencia 34 36
15. Getafe 34 34
16. Deportivo Alaves 34 31
17. Real Valladolid 34 31
18. Huesca 34 30
19. Elche 35 30
20. Eibar 34 26
Günün Karikatürü Tümü
Namaz Vakti 08 Mayıs 2021
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı