Image-10

Zamanında modernite, rahat bir yaşam, kolay ulaşılabilir hizmetler, ve birçok iş olanağı umudu ile milyonlarca çiftçi, köylerde hayatını sürdüren insanlar şehirlere akın etti. Evlerini, tarlalarını, hayvanlarını satarak yeni bir yaşam kurma umudu ile şehirlere göç ettiler.

Ama ne yazık ki şu an geldiğimiz durum ile farkına varmaya başlıyoruz şehir hayatının aslında ne kadar büyük bir tuzak, kocaman bir batak olduğunu. Zamanında üretim yapmayı durdurduğumuz tarlalar, üstüne evler inşa ettiğimiz ekim dikim alanları yüzünden bu hale geldik aslında. Kocaman bir tarım ülkesiyken dışa tamamen bağımlı, buğdayını bile parayla satın alan bir ülke haline geldik.

Oysa ne güzeldi bizim ülkemiz, verimli toprağı ile yeşermez denilen her sebzeyi her meyveyi yeşerten, kendi kendini döndürebilecek güce sahip bir üretim ülkesiydi. Çiftçisiyle, çobanıyla kendi içinde bir düzeni, bir sistemi vardı. Ama bir şehir hayaliyle, tarıma ayrılması gereken paranın köprülere, anayollara harcanması ile, tek başına bırakılan çiftçinin umudunu kaybetmesi ile geldik bu günlere, zincir çektik yemyeşil sebze, sapsarı buğday tarlalarımıza.

Peki ya şimdi ne oldu? Her birimiz bir kilo salatalığa bile tonlarca para vermek zorunda kalır hale geldik. Artık sebze ve meyve yemek bir lüks haline geldi memleketimizde.

Az kaldı her birimizin tası tarağı toplayıp bir kamyonete atlayıp tarlalara, köylere geri dönmesine. Bir zamanlar heyecanla gelinen bu kentleri arkamıza bakmadan terk etmemize…