banner119

Elime aldığımda sıcaklığını duyardım ve mis gibi kokardı.

Bu çocukluğumda Çarşıbaşı’ndaki Karadeniz fırınından, torpilli olarak aldığım ramazan pidesi ya da o zamanlarda beyaz ekmek denilen francala değildi. Bu SEKA kağıdına simsiyah mürekkeple basılan gazeteydi. İçinde küçük fotoğrafımın yer aldığı köşe yazısını bulur, heyecanla okurdum. O bir tutkuydu.

Bu tutku, sadece yazılarımın yer aldığı gazeteye değildi. Çok küçük yaşlarda başlamıştı. Babamın berber dükkanında gazete hiç eksiz olmazdı. Okul çıkışlarında uğrayıp gazeteyi bulur, yutar gibi okurdum. Tabii ilkokul öğrencisinin merak edebileceği ve anlayabileceği konuları…

Pazar sabahları, sokakta gazete satıcısının yolunu beklerdim. Yeni yetişenler bilmez, gazete bayilerde satılmazdı. Seyyar gazete satıcıları vardı. Bizim sonradan adını öğrendiğimiz kalın kartonun (matris) içine yerleştirilmiş gazeteleri koltuğunun altına yerleştiren satıcılar hep tanıdıktı. Ama öylesine hızlı yol alırlardı ki, gazete beklediğimize aldırmazlar, yetişip satın almak için arkalarından koşturmamız gerekirdi. Ne kadar hızla yol alıp, sokakları dolaşırlarsa, o kadar çabuk satarlardı.

Liseli olduğumuz, yazı yaşamına başlayıp, ülke hallerine bilinçli yaklaştığımızda, gazete tutkusu ve sevgisi daha da arttı. Artık onu kaynağında bekler olduk. İzmit’e ulusal basın - o zaman -‘İstanbul gazeteleri’ derdik, sabahları 10.30 treni ile gelirdi. Dağıtıcı Uslu kardeşler, paketleri istasyondan alır, Kemalpaşa caddesindeki köşede dağıtıcılara verirlerdi. İşte biz burada ekmek bekler gibi paketlerin açılmasını beklerdik. Daha sonra gazeteler dağıtıcı kamyonlarıyla gelmeye başladı. Hızlı yaşamları filmlere konu olan gözü pek şoförlerin sürdüğü kamyonlar, artık saat gece 12’ye doğru gelmeye başladılar.

Bu dönemlerde gazeteler seyyar dağıtıcılar yerine yerleşik büfelerde satılmaya başladı. Okumak isteyen büfelerden alıyordu, aynı bugünkü gibi. Ve ne acı ki, gazete bayileri azaldı, azaldı… Bu da gazetelere olan ilginin ve tutkunun - tabii çok köklü nedenleri var- azalışını simgeler.

Eskiden gazeteler büyük güçtü. Saygınlıkları vardı. Onların içinde de iktidar yanlıları ve de iktidar karşıtları bulunurdu. Sağcılığın, solculuğun gündemde tutunduğu günlerde gazeteler de kendi yönlerini tayin ederlerdi. Ama bir gerçek vardı, bugünkü gibi biat kültürü içinde ve de yalakalığa kadar uzanan bir durum, istisnalar hariç, iki taraf için de çok yadırganırdı. Yansız haber yayımlayan, terbiyeli yorumlarıyla herkesin güvenini kazanan gazeteler, çok satanlardı. O dönemde bir olayı gazetelerde, gerçeğinden farklı biçimde yayınlayan gazete yok gibiydi. Her önemli olay, küçük ya da büyütülmüş biçimde gazetelerde yer alır, toplumu ilgilendirdiği halde gazete sayfalarına konmayıp es geçilmezdi.

Gazete patronları, gazetecilik dışında başka işlerle ilgilenmezlerdi. Onların para kazanması okurun tercihi ile tiraj kazanmak, bu nedenle de daha fazla ilan yayınlamakla olurdu. Kadroları yansız, bilgili, kalemini satmayan gazetecilerden oluşurdu. Arada iktidara yakın olma nimetinden yararlananlar olmaz mıydı? Olurdu. İktidardan tahsisli kağıt alıp piyasada satanlar, hak etmedikleri kamu ilanlarını alanlar da vardı. Ama bu durum basının güvenirliğini zedeleyecek ölçüde olmazdı.

En sonunda gazeteler iş adamlarına satıldı.

Bundan sonrası gelecek yazımda…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mine Güler 2018-11-22 17:14:25

Sanki o günlere döndüm. Ben 60'lı yıllarda yatılı hizmetliydim. Kesin tanırsınız. Dilsiz bir gazete saticısı vardı. Onun yolunu 4 gözle beklerdim. Hey gidi günler.