Hangi aile çocuğunun iyiliği için çabalamaz ki. Aileler için engelli bir çocuğa sahip olmak kuşkusuz en zorlu deneyimdir. Doğuştan olsun, sonradan olsun engelli çocuğu olan aileler, durumu kabullenene kadar bazı savunma mekanizmalarına dayanan psikolojik evrelerden geçerler. Çeşitli araştırmacılara göre Sulnit Stark (1961) Kubler-Ross (1981) bu aşamalar şu şekilde sıralanabilir:

İNKAR

Herhangi travmatik bir durum ortaya çıktığında (doğuştan veya sonradan olsun) kişiler şoka dayanan bir inkar durumu yaşarlar. Çocukla ilgili ilk tanı konulduğunda ailenin ilk tepkisi duymazdan gelmektir.

PAZARLIK

Bu aşamada aileler çocuklarının özürlü olduğunu kabul ederler ancak 'çok çabalarsam çocuğumuz bu özürden tamamen kurtulacak, iyi olacak' görüşünü taşırlar.

ÖFKE

Öfke çeşitli biçimlerde yansıtılabilir. Toplumda engelli çocuğa öfke yansıtmak doğru kabul edilmeyeceği için, ya ailedeki diğer kardeşlere, ya anneye, ya da kardeşler birbirine öfke yansıtırlar. Bunun temeli suçluluk duygusudur.

ÇÖKÜNTÜ VE DEPRESYON

İçine düşülen bu suçluluk durumu zamanla kendini depresyon ve çöküntüye bırakabilir. Aileler artık çocuklarının engelli olduğunu ancak ne yaparlarsa yapsınlar bundan kurtulamayacaklarını, çaresiz olduklarını düşünmeye başlarlar.

KABULLENME

Bu evrede ise artık aileler engelli bir çocuğa sahip olduklarının ayrımına varıp, bu duruma uyum sağlamak konusunda gerekli adımları atmaya karar verirler.

Her şey böyle yukarıda sıralandığı gibi kolayca atlatılmıyor insan hayatında.

Zaten bu anlatılanlar yaşananların çok kısa bir özeti.

Benim asıl vurgulamak istediğim ve rahatsız olduğum konu şu, – ki bizzat şahit olduğum durumlar sözkonusu- görme engelli bir çocuğa sahip olan bir ailenin en büyük handikapı, o çocuğun tüm gereksinimlerini kendilerinin karşılayıp çocuğu kaç yaşına gelirse gelsin, bir birey gibi değil de, sadece korunup bakılması ve kollanması gereken zavallı bir yaratık gibi görmeleridir.

Bahsi geçen bu aşamalar mutlaka ki birçok ailede yaşanmış aşamalardır. Ancak kabullenme ve uyum evresi aşamasına geçiş yaparken kimi ailelerde göz ardı edilen bir durum söz konusudur.

Esas olan görme engelli çocuğun engeline odaklanmak ve her şeyi ona göre düzenlemek değil, esas olan o görme engelli çocuğun da bir birey olduğunu kabul etmektir.

Tıpkı engeli olmayan çocuklar; gelişme ve büyüme aşamasında nasıl yetenekleri geliştirilip, özbakımları öğretiliyor, çeşitli el becerileri, sanatsal ya da sayısal eğilimleri doğrultusunda yönlendiriliyor, topluma katılım aşamasında nasıl özgürlük ve kontrolcülük kavramları dengeli olarak yönetiliyorsa; engelli çocuğun da aynı haklara sahip olduğunu unutmamak gerekir.

Özellikle topluma uyum aşamasında ( beyaz baston bağımsızlık eğitimi, okul eğitimi, sosyalleşme, istihdam), ailelerin daha fazla desteğine ihtiyaç vardır.

Görme engelli çocuğunu her şeyden soyutlayıp onu cam bir fanus içinde her şeyden koruyabileceğini zanneden aileler çok yanılırlar.

Zaten çocuğu izole edip tüm ihtiyaçlarını ailenin karşılamaya çalışması demek; çocuklarını korumak yerine, geri dönüşü olmayan bir çaresizliğe itmek anlamına gelir. Çünkü fani dünya, hiç kimse dilediği kadar çocuğunun yanında yer alamaz. Her birey bir gün yalnız kalmaya mahkumdur.

Aile Çocuğunu bir bardak suyu bile ayağına getirecek kadar bağımlı yetiştiriyorsa, ona en büyük kötülüğü yapıyor demektir.

Bu şekilde davranan aileler, hiç –toplum içinde kabul görmüyoruz- diye şikayet etmesinler. Çünkü çocuğunu izole eden aileler,nasıl davranırlarsa toplumda da onun yansımasını görürler.

Çocuğu bağımlı yaşatırlar, toplumdan uzak tutarlarsa, toplum da o çocuğu bir süre sonra bir birey olarak görmez, toplum çocuğu dışlayıp birey olarak yok saydıkça, aileler çocuklarını evden çıkarmayıp, toplumdan soyutlarlar. Bu kısır döngüyü aileler kendileri oluşturmuşlardır.

Hiçkimse görme engelli bir çocuğun hayatı öğrenme aşamasında çok büyük zorluklardan, sıkıntılı süreçlerden, çeşitli tehlikeli aşamalardan geçmeyeceğini iddia edemez kuşkusuz; ama anne baba olmak demek, çocuğunu ebediyen koruma ve kollama altına alıp her şeyi onun yerine yapmak demek değil, anne baba olmak demek, hangi engeli olursa olsun çocuklarının yapabileceğinin en iyisini yapmasını sağlayıp bulunduğu koşullarda kendine yetebilecek, bağımsız, özgüveni olan, toplumda kabul görmüş bir birey olmasını desteklemek demektir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.