Sımsıcaktı eski moda mahalleler; kocaman marketleri, içinden otoban gibi geçen yolları yoktu, hoş şimdi ‘semt’ diyorlar onların adına...

Arnavut kaldırımlı patikalarla döşeli sokaklar evlerdeki holler gibiydi hepimiz için

Her evin kapısından bir ‘komşu’ anne çıkardı, ya terlerimizi silmek ya da su vermek için; tıpkı evin içinde peşimizde koşturan annelerimiz gibiydiler..

Kapılar ardına kadar açık, kim girer, kim çıkar belli değil; bütün gün mutfakta yemekler, ocaktaysa mutlaka çay kaynar, çat kapı gelen hemen sofraya alınırdı..

Sohbet, muhabbet ee bir de muhakkak gıybet : ) hiç eksik olmazdı, ya taşlıkta ya sofada ya da kapı önünde...

Bizim maalle bir alemdi; Gebze’ nin en eski aileleri ikamet ederdi orada. Adından da belliydi zaten ‘Sultan Orhan’dı bizim mahalle; yani padişah soyundan gelirdik hepimiz : )

Biz 10 numarada otururduk aynen İngilizlerin Başbakanlarının ikamet ettiği meşhur ‘10 numara’ gibi; tee o zamanlardan belliymiş çok meşhur olacağım : )

Şimdi yazımın başlığını direkt ‘Karpuz Mediha hanım’ koysam ki öylesi yakışırdı bu yazıya, patron okuyunca hemen arar “sanki ben bu başlığı bir yerden hatırlıyorum, böyle bir yazınız vardı galiba” diye hafiyelik yapardı kesin, hamfendide öyle bi hafıza var ki hafazanAllah en büyük cigabayt halt etsin, o derece yani : ) O yüzden ‘bizim maalle ve...’ diye ekleme yaptım, böylece kaptırma imkanım olabilir  birazcık : )

Halbuki ben Başyazarım eski yazılarımı bazen aynen yayınlamam lazım diğerleri gibi di mi amma, yoo illa yeni yazı olacak; napalım anacım hayat zor valla karın tokluğuna, o da bi öğün, katlanıyoz işte : )

Neyse efendim biliyorsunuz milyonlarca : ) yeni okuyucum daha katıldı aramıza malum, onlar da tanısın istedim bu bir roman karakteri gibi, kimseyi takmadan, kimseye müdana etmeden taa o zamanlarda bile kendi doğruları ile, tek başına ama dimdik yaşayan bu yürekli kadını...

Çocukluğumun sahici kahramandı O, mahallemizin gayri resmi muhtarıydı…

Sabah oldu mu bütün mahalle onun sesi ile çın çın çınlardı; anlardık ki ya bizlerden birine sunturlu bir küfür savuruyordu analarımızı da katarak : ) ya da içimizden birini kocaman bir “evladımm” diyerek seviyordu...

Çok çapkın bir komşumuzdu; meşhur ‘Fahriye abla’ halt etsindi...

Mahallede kimse ona bulaşmak istemezdi laf yememek için : )

Günde on kere kapı önünü suyla yıkar, paklar, akşam üstleri kapı önüne kurulur, gelenin geçenin ifadesini alırdı; ‘nereye gidiyorsun, nerden geliyorsun’ en bilindik sorularıydı ama kimse de “illallah” demez, noktası virgülüne kadar sorduklarına usanmadan cevap verirdi...

Kapı önü çiçeği gibiydi…

Aslında yumuşacık bir kalbi ve saf bir dünyası vardı

Ben onu çok severdim..

Süslenir, püslenir, dudağına kırmızı rujunu sürmeden çarşıya çıkmazdı

Yalnızdı; yıldızlar kadar…

Bir oğlu vardı “yavrumm” dedi mi ciğerleri dökülürdü ağzından, ama pek görüşmezlerdi galiba

Bir gün aniden evleniverdi bir İstanbul beyefendisiyle..

Ben o adamı hiç sevmedim; aslında çok kibar biriydi, fötr şapkalı, süs bastonu elinde filmlerden fırlamış gibiydi..

O gelince benim onunla gezmelerim tozmalarım bitecekmiş gibi geldi herhalde, ama o bana hiç ihanet etmedi; hem kocasını, hem beni idare etti :)

Herhalde nazarımdan; adam erkenden göçtü. Çok da üzülmemiştim açıkcası...

Çekiştirmediği kimse yoktu, herkes de onu çekiştirirdi ama o güler geçerdi

Kalenderdi..

Ama hep bir hüzün görürdüm kocaman kara gözlerinin ardına sakladığı..

Dedemi “abim” diyerek pek severdi, babaannem de bundan pek haz etmezdi haliyle :)

Hele bir gece sabaha karşı evinde bir tıkırtı duyduğunda “yangın var” diye bağırarak ve dedemin de adını söyleyerek mahalleyi ayağa kaldırdığında babaannemin kopardığı kıyametle bizim ev de yangın yerine dönmüştü :)

“Senden başka mahallede adam mı yok çağıracak” diyerek, sevgili dedemi bi güzel hırpalamıştı o gece, hiç unutmam. Günlerce küs kalmışlardı o yaşta..

Dedem çapkın bir adam olsa gam yemem de, değildi : )

Evine kimseyi kabul etmezdi, kimseye de gidip gelmezdi..

Çocukluk hayalimizde bir gün evine girip nesi var nesi yok bakmak vardı ama hiçbir zaman bunu başaramadık..

Bütün toplarımızın eli pıçaklı katiliydi : )

Biz çocukları sevdiğini hiç belli etmezdi, ama biz anlardık işte; en çok bizleri sevdiğini..

Bir gün ansızın taşınıverdi o ahşap evden, bakakaldım arkasından gözümde, gönlümde bir sürü yaşla..

Ne güzel komşumuzdu

Ne fettan komşumuzdu

‘Karpuz’du lakabı...

Nedendir hiç bilemedim, merak edip de kimseye sormadım bile..

Sonraları öldüğünü duydum, kalakaldım

Dedem de, babaannem de gitmişti artık; rahmet istediler...

Çocukluğum da onlarla beraber gitmişti :  (

Mutlu mesut yaşa gittiğin yerde, rahmetin bol, cennet mekanın olsun Mediha hanım...