Temmuz ayının sonuna geliyoruz.

Zaman adeta su gibi akıp geçiyor.

Havalar sıcak ve bunaltıcı,

Geçim şartları her geçen gün daha da zorlaşıyor.

02 Temmuz 1961’de merhaba dediğim yaşam yolculuğunun 61’inci yılındayım.

Gazetecilik mesleğinin içinde ise 34’üncü yılındayım.

Bu zaman dilimi içerisinde bir çok gelişmeyi, bir çok kararı, bir çok siyasi gelişmeyi, bir çok lideri gördüm.

Ülkenin yönetilmesinde yapılanları izledim.

Dünya görüşüm ve siyasi anlayışımla gazeteci olarak görev yaptığım kurumlar içerisinde gerekli analizleri yapmaya çalıştım.

Günümüzde de bunu sürdürmeye çalışıyorum.

Bu süreç içerisinde ekonomik olarak sıkıntı yaşadığımız dönemler oldu.

1974 Kıbrıs Barış Harekatı sonrası ABD Ambargosuyla gelen daralma,

Süleyman Demirel  Başbakanlığı’ndaki Milliyetçi Cephe hükümetlerinde hazinenin 70 sente muhtaç olması,

12 Eylül 1980 Askeri darbesi sonrasında normal döneme geçişte yaşanan sıkıntı,

Tansu Çiller başbakanlığında 1 gecede doların Türk Lirası’nın karşısında 3 katına çıkmasının getirdiği çöküntü,

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile dönemim başbakanı Bülent Ecevit arasındaki Anayasa Kitapçığı’nın geriliminin getirdiği olumsuzluk süreçlerini yaşadım.

2002’de iktidara gelen ve 20 yıldır ülkemizi yöneten AKP iktidarının,

son 3 yıldır ekonomik olarak getirdiği nokta,

benim yaşamındaki en kötü dönem olduğunu söyleyebilirim.

Alım gücünün sürekli düşmesi,

Sabit gelirliler, asgari ücretlilerin aldığı maaşların yetersiz kalması,

Esnafın içinde bulunduğu durumun her geçen gün geriye gitmesi,

Kredi kartları ve alınan kredilerin ödenmemesi nedeniyle, icra dosyaları sayısının her geçen gün artması,

Enflasyonun  sürekli yükselmesi,

Doların Euro’nun sürekli lira karşısında değer kazanması,

Emeklilerin rahat bir yaşam sürecekleri yaş aralığında sıkıntı çekmesi,

Çocukların gelişim çağında temel tüketim maddelerinden uzak kalması,

Günümüzde  büyük bir sorun olarak gözleniyor.

Değerli okurlar,

Sebzenin meyvenin bol olduğu yaz döneminde bile artan fiyatlar nedeniyle çarşıda, pazarda, markette, manavda, bakkalda, fırında, sokakta,

Mutsuz,

Yüzü gülmeyenleri,

Evine ekmek götüremeyenleri,

Ne yapacağını şaşırdığı için kendi kendine konuşanları,

Parası yetmediği için aldığı ürünleri marketin kasasında bırakmak zorunda olanları,

Çocuklarının istediğini alamayanları,

Görmek beni çok ama çok üzüyor.

Adeta kahroluyorum.

Bu sorunları çözmesi gerekenlerin insanımızın aklıyla dalga geçercesine çözüm önerileri üretmeleri ise üzüntümü daha da fazlalaştırıyor.

Bedel ödeyerek Gazi Mustafa kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının yoktan var ettikleri Demokratik Laik Sosyal Hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayanlar bunu hak etmiyor…