banner151

“Sen de baya baya siyasi yazıyorsun artık”

Canım sıkılıyor olan bitene, siyasi yazmayacağım.

Penceremin önünde martı yuvası var. Sabırla inşa etti yuvayı Mathilda (hepiniz Jonathan koymuşsunuz martıların adını, benim ki Mathilda). Şu an baba martıya isim vermediğimi fark ettim ki kendisi faydasızlıkta Frank Gallagher ile yarıştığı için şüphesiz ona da artık Frank diyeceğiz. Mathilda ne kadar titiz çalıştıysa yuvayı yaparken, Frank bir o kadar gamsızdı. Annenin tertemiz getirdiği yumuşak çalılara karşılık baba, başka martıların tüyleri ve çapıt başta olmak üzere yuvadan üç metre uzakta ne bulduysa aldı geldi. Getirdiği şeyleri Mathilda’ya öyle bir pazarladı ki, salonda birbirimizi duyamadık. Öyle attı, gitti getirdiği şeyleri. Mathilda aklayıp, paklayıp henüz gelen yumurtaların üzerine bıraktı kendini. Eğer martılar iç çekebiliyor olsaydı, yapardı. Onun yerine ben yaptım. Ama galiba gözlerini devirdi Frank kahveye doğru yol alırken.

Geçen haftalarda üç yavru yumurtadan çıktı. Anasıyla babası dönüşümlü olarak bakıyorlar yavrulara. Alan dar, uçma provası yaptırmak için kapalı bir yerdeler, umarım bizi evden gönderip kendileri yerleşme konusunda ciddi değillerdir. Çünkü bunlar henüz çocuğa karışmamışken pencere kenarına peynir, ekmek parçası koymak sevimli bir iş iken geçenlerde köfte parçası vermek için açtığımda bütün bir yengeci yavrularına pay ederken gördüm anayı. O eşsiz sesiyle tüm ailemi ve tanıdıklarımı ortadan kaldırmakla tehdit etti beni, pencereyi kapattım. Martının şirin bir hayvan olmadığını geçen sene gözümün önünde bir güvercini ortadan ikiye ayırdığında anlamalıydım. Dün bir ipe bağladığı çok acayip bir sakatat parçasını yuvadan sarkıtarak dosta (martı çetesinin diğer üyeleri) güven, düşmana (başta karga havyanı olmak üzere diğer bütün canlılar ve bazı nesneler) dehşet saçtı. Bu son olaya biraz ben sebep oldum aslında. Önceki akşam pencereyi biraz sileyim mi abla diye rıza almadan böyle kıyısından köşesinden işe giriştim, haliyle bütün sülaleyi toplayıp geldi. İt dalaşı diyebileceğim bir takım hadiseler meydana geldi. En son sayamayacağım kadar çok martıyı karşı çatıdan üzerime doğru gelirken gördüğümde arka odaya kaçtım. Bu zaferden sonra artık salonun ışığını açmamız da yasaklandı. Bir süredir perdeyi çekemiyorduk zaten. Evet, sanıyorum evden çıkmamız gerekecek.

Salonun öte penceresine yuva yapan kargadan yana da ümidim kalmadı. “Siz daha kalabalıksınız, hem daha hızlı hareket ediyorsunuz. Kovun şunları. Bak sizin beş yumurtanız var nasıl sığacak buraya..” diye ufak çapta bir devrim hareketi için teşvik ettiğim Kara Gaga Çetesi (örgüt adını bile bulmuştum), sanıyorum kendi yavrularını yemek suretiyle kendilerini bitirdi (devrim önce kendi çocuklarını yer malum).

Yavrular çok hızlı büyüyor ve evet bunlar kesinlikle dinozorların akrabaları. Dün, hazır bağırmaktan başka hiçbir işe yaramayan Frank de yokken birkaç fotoğrafını çekeyim dediğim Fırtına, Şimşek ve Okula Gidecek (sonuncu yavruya ismini oğlum verdi, mümkün değil değiştiremiyoruz) henüz tam açamadıkları kanatlarını kaldırarak bana gagalarını doğrulttu. Net bir şekilde “bura bizim” dediler.

Artık biraz daha iri, tüyleri kır, yüzünde yıllanmış kesik gibi iz bulunan Mathilda ve onu terk etmeyi aklına getiremeyecek Frank’in hükümranlığını kabul ettim. Yakın zamanda yavruların ağzından ateş çıkaracaklarından eminim ve aksi gibi malum diziyi adam akıllı izlemedim. Umarım yaşayan ölü, kuzey komutanı falan bi’ kuş gelip bizi kurtarır.

Fire is coming.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.