Geçen hafta her şeyi bilen uzmanlardan bahsetmiştim. Efenim, yazı dizimize devam edelim (yazar olunca yapılan küçük şımarıklıklar).

Biz her şeyi az az bilme derdinden mustarip bir nesiliz, bizden sonrakiler daha fena, onlar her şeyi bilinebilecek kadar bildiği konusunda ısrarcılar. “Ben bu konuda böyle düşünüyorum ve bununla ilgili bir de fikir beyan etmem şart” tutumu var. Kaynak, teyit, atıf gibi şeyler de önemsiz olduğundan herkes her şeyi biliyor ve nereden bildiğini ispatlamak zorunda da değil. Öyle olmasa, belgesel nitelikli, gerçek tarih anlatan, beş yüz sayfalık kitapların neden kaynak içermediğini sorardık, boşuna başımız ağrırdı. Yapmıyoruz. Çelişkilerle dolu insanlar olduk, bir konudaki duruşumuzun (duruş önemli, duruş diye bir şey var), duyarlı olduğumuz bir başka konudaki ifadelerimizle çelişmesi bizi rahatsız etmiyor. Kadın haklarına duyarlı olanlar, iyi dedikleri erkeklere “adam gibi” diyorlar. Güçlü kadın figürü vurgusu yapanlar, kadınların narin çiçekler (kadın dünyanın süsüdür diye ahmakça bir laf vardı mesela. Sensin süs..) olduğunu ve buna göre davranılması gerektiğini söylüyor. Cinsel yönelime saygı duyduklarını söyleyenler, ‘bu durum normal değil ama hoş görüyoruz’ lütfunda bulunuyor. Hayvan sever vatandaşlar kapısına pisleyen köpeklerin sağlıksız barınaklara götürülmesini pek dert etmiyor. Muhafazakârlar, mütevazı bir hayat şekli tavsiye eden, hatta emreden kadim tavsiyelere tamamen ters şekilde yaşayan zengin muhafazakârları alkışlamakta beis görmüyor. Özgürlükçüler kendi canını sıkan noktada despot devlet, müdahaleci kurumlar talep edebiliyor mesela. Kimin antiemperyalist, kimin vatansever, kimin hain vs. olduğu konusunda birlik yok. Herkesinki kendine bir kavram karmaşası var. Zemin çok kaygan.

Geçen haftaki yazıdaki gibi tartışmaların çok dağılması da bundan. Çünkü bir insanı en iyi bildiğiniz yerde yenebilmek kolay, ama en iyi bilmiyorsanız başka türlü sataşmalarla konuyu dağıtır işin içinden çıkarsınız. Forrest Gump’ın pek güzel yaptığı gibi “söyleyeceklerim bu kadar” deyip konuyu kapatmak, korkakça bir kaçış olarak değerlendirilir.

Mutlu bir günlük hayat geçirmenin çok bilinen bir sırrını veriyorum: “bilmiyorum” demek. Hatta gerçekten bilmemek. Ama tevazuu boyunu aşan bireyler olduğumuz için başlangıç olarak bildiğimiz bir şeyde bilmiyorum demek ile başlayabiliriz. Bilmediğinin farkında olmak bu yolda varacağımız nihai yer.

Her hangi bir şeyi bildiğiniz yönünde bir kanaat oluşursa akla gelen en genel başlık altında bütün soruların size sorulduğunu görürsünüz. Somut verilerle, bir yıl sonrasına dair olasılıkları ortaya koyan ekonomistlere yatırım tavsiyesi sorulması gibi. Twitter’ı etkin kullanan birine yasaklı sitelere nasıl girileceğini sormak; köpek sahibi (sahiplik kavramı da er geç törpülenecektir) birine hastalanan başka bir ev hayvanının durumu ile ilgili danışılması gibi. Çünkü malum, artık sandığımız kişi olmanın yanında insanların bizi sandığı kişi olma yükümlülüğümüz var. Saçma, küstahça ama durum bu.

Aforizmik laf edeceğim açılın. Evde patlayan ampulleri değiştirme görevini üzerinize aldıysanız, bu görevi ihmal ettiğiniz ilk anda insanlar karanlığı sizden bilmeye başlıyor. Evdeki her tadilatı kendiniz yapınca, ev ahalisinin bozulan kombiyi sizin düzeltmenizi beklemesi de diyebiliriz. Daha somut oldu.

O yüzden mümkünse bilmeyin, başınız ağrımasın.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.