Image-3

İnsanoğlu’nun yüzyıllardır keşfedemediği, merak içinde, keşfetmek adına ürettiği birçok keşif aracı, çeşitli teknolojik aletler, ve öne sürdüğü teoriler olsa da kesin olarak sırrına erişemediği bir dünya, denizin görünmeyen yüzü, denizaltı…

Her ne kadar dalarak keşifler yapmaya çalışsak, denizaltılar ile içini turlamaya, onun hakkında bir fikir üretmeye çalışsak ta denizin altında, üstünde olandan bin kat daha derin, daha farklı, bambaşka bir dünya bulunmaktadır. Kayıp şehirlerden tutun, hayal bile edemeyeceğimiz canlı türlerine, suyun altına gömülen ormanlardan, bambaşka katmanlara açılan girdaplara kadar aklımızın almayacağı birçok gizli hazine suların altında gömülü, keşfedilmeyi bekler haldedir.

Tüm bu hazineleri keşfetmeye gücü ve bilgisi yetmeyen insanoğlu, yüzyıllardır onun için bir kara delik olan bu dünya ile ilgili çeşitli hikayeler, efsaneler üretmiş, bu efsanelere inanmıştır. Birçok masala ve filme konu olan bir gecede okyanusun derinliklerine gömülen Atlantis adası, denizatlarına binerek dolaşan insanların, deniz kızlarının diyarları, binlerce kilometre derinliklere gömülü uygarlıkların şehirleri, insanların bu gömülü dünyayı anlamak için ortaya attıkları efsanelerden birkaçıdır.

Peki ya gerçekten bizi bekleyen bambaşka uygarlıklar gömülüyse suların altında? Uzayda bizden başka var olan, yaşayan canlılar varsa belki de maviliklerin altında da bizim onları bulmamızı bekleyen bambaşka uygarlıklar, yaşam formları vardır. Belki de masal değildir ortaya attığımız tüm bu kurmaca fikirler, belki de gerçekten keşfedilmeyi bekleyen kayıp şehirler ile doludur maviliklerin altı…