17 Ağustos 1999 tarihinde Gölcük merkezli asrın felaketi yaşadık.

Ardından Tarih 12 Kasım 1999 Düzce depremi ile tekrar sarsıldık.

Van, Malatya, İzmir, İstanbul depremleri, bize ve yöneticilerimize deprem kuşağında olduğumuzu, gerek yapılarımızı gerekse yaşamımızı bu gerçeğe göre şekillendirmemiz gerektiğini hatırlattı.

Düzce’de 23 yıl önce yaşanan depremin yıldönümünde “çök-kapan-tutun” temasıyla tüm Türkiye’de tatbikat yaptık.

Bazı cep telefonlarına anında, bazılarına 1 veya 2 saat gecikmeli bazılarına da hiç mesaj gelmedi. Mesaj ve sirenler çaldı. Tatbikatı tam anlamıyla gerçekleştiremedik.

Bu tatbikatın ardından,

23 Kasım 2022’de AFAD’a göre 5.9, Kandilli Rasathanesi’ne göre 6 büyüklüğünde Düzce depremi oldu.

Kocaeli, Ankara, Bolu, Zonguldak, Bilecik, Bursa, Yalova, İstanbul, Edirne ve Kütahya ile ilçelerinden de hissedildi.

Aynı dakikalarda dünyanın bir çok yerinde deprem olduğu iddiaları da yer aldı.

Bu deprem sonrasında deprem kuşağındaki ülkemiz, 7 ve üstünde olması olası bir İstanbul depremine hazır mı?

1999’daki Gölcük merkezli asrın felaketi sonrasında yaraları sarmak için çıkartılan ve sonra kalıcı hale getirilen “Deprem Vergisi” kapsamında 19 yılda toplanan 78 milyar 300  milyon lira nerede?

Bu iki sorunun yanıtına yönelik değerlendirmelerim ise şöyle;

Değerli okurlar,

Birinci sorunun yanıtı için yaptığım tespitte,

Depremi hisseden ve kendine geldikten sonra telefonlarına sarıldı.

Cep telefonu şebekeleri yine ilk iki saatte çok sağlıklı bir şekilde çalışmadı.

Sosyal paylaşım sitelerinden bilgi almaya çalışıldı. Ne yazık ki internette yaşanan yavaşlama nedeniyle ilk saatlerde buda mümkün olmadı.

Düzce merkezli bu depremde cep telefonlarının ve internet ağının sağlıklı çalışmaması, elektriklerin kesik olması gün ışıdıktan sonra kontrollü bir şekilde elektriğin verilmesi,

Deprem korkusunu yaşayanların kendilerini balkondan, pencereden aşağıya atması ve bu nedenle yaralanması gerçeğinden yola çıktığımızda deprem eğitiminin çok sağlıklı olmadığını “çök-kapan-tutun” temasının amacına ulaşmadığı görüldü.

Bu değerlendirmem sonrasında tam anlamıyla hazır olmadığımız ne yazık ki bir kez daha görüldü.

Ancak,

Şu bir gerçek ki, 1999 depremleri sonrasında çıkartılan deprem yönetmenliğine göre yapılan binaların hasar görmediğini ve içindekileri koruduğunu görmek herkesi memnun etti.

Bu arada Düzce merkezde 2008 yılında tamamlanan Adliye binasındaki hasar bu binanın nasıl teslim alındığı şeklinde sorusunu gündeme taşıdı.

Gelelim deprem vergilerinin ne olduğu sorusuna,

1999’da yaşanan asrın felaketi sonrasında yaraları sarmak için çıkartılan ve sonra kalıcı hale getirilen “Deprem vergisi” kapsamında 19 yılda 78.3 milyar lira toplandı.

Deprem adı altında toplanan verginin harcanacağı yerler depreme karşı hazırlık için olur.

Kentsel dönüşüm yapılır.

Riskli binaların için harcanır.

Tam teşekküllü toplanma alanları için kullanılır.

Bizimkiler ne yapıyor?

Deprem vergisi için oluşturulan fondaki para nereye harcadı şeklindeki sorulara,

Bizi yönetenler , “Yol yaptık, Köprü Yaptık, Millet Bahçesi Yaptık” gibi yanıtlar veriyorlar.

Düzce’de yaşanan deprem İstanbul’da olsaydı ne olurdu?

Bunu düşünmek bile insanı terletiyor, karamsarlığa itiyor…

Bu şartlarda böyle bir depremin altından ekonomik olarak da psikolojik olarak da

kalkmamız ne yazık ki çok zor görünüyor.

Yer bilimciler İstanbul depreminin olma olasılığının olduğunu vurgulayarak, Düzce depreminden ders alarak  hazırlıklı olmalıyız uyarısında bulunuyor…