Hayatımızda öyle şeyler var ki varlığını ya da yokluğunu hiç sorgulamadan kabul ya da reddediyoruz.

Hatta bazılarının ne olduğunu bile bilmiyoruz ama şartlanmış bir şekilde anında tepki gösteriyoruz. Bazı şeyler hakkında ise mümkün olduğu kadar konuşmaktan kaçınıyoruz.

İşte tabu denilen şeyler tam olarak bunlar.

Konuşmaktan, uygulamaktan hatta düşünmekten bile sakınılan sosyal yasaklar.

Toplumumuzun en büyük eksikliklerinden biri belirli konularda hiç düşünmemek ya da üstünkörü geçiştirmek.

Halbuki inandığımız, inanmadığımız, kabul ya da reddettiğimiz şeylerin nedenlerini düşünerek sorgulayarak hayatımıza dahil etsek çok daha özgüvenli ve özgür olacağız.

***

Şunu bilmekte fayda var…

Doğada ve toplumda her şey, bütün olaylar ve süreçler kendi içlerinde bir karşıtlık yani zıtlık taşırlar.

Bu karşıtlar hem birliktedirler (biri olmadan diğeri de olmaz) hem de birbirleriyle savaşırlar. Yani kişiler, toplumlar, nesneler ve düşünceler hem zıtlarıyla birlikte hem de savaş halindedirler.

Gelişim dediğimiz şey de bu savaşın sonunda eski birliğin ortadan kalkıp yeni bir birliğin doğması demektir.

Onun içindir ki eski daima yerini yeniye bırakır!

***

Diyalektik kelime anlamı olarak Yunancada karşılıklı konuşma anlamına gelirken batı kültüründe tartışma sanatı ve akıl yürütme anlamındadır.

Diyalektiğe göre, her şey aynı zamanda hem kendisi hem de karşıtıdır, yani, her şey bir karşıtlar birliğidir.

Örneğin, mutlak bilgisizlik diye bir şey olamaz. Bir insan ne kadar bilgisiz olsa da en basitinden nesneleri ve yiyeceği şeyleri bilir. Bunun tersine, mutlak bilgi diye bir şey de olamaz çünkü her bilgi, içinde mutlaka bir bilinmeyen ya da bilgisizlik payı içerir.

Yaşam ve ölüm, gerçek ve yalan, iyi ve kötü, eğri ve doğru, büyük ve küçük iç içedir. Soğuk ısınır, sıcak soğur, kuru nemlenir, nemlenen kurur.

Yani, bütün zıtlıklar çelişkilerine rağmen aslında aynı şey olup “bir” in iki ayrı yanıdır.

***

Diyalektiğin babası olan Heraklitos “Karşıtların birliği ve savaşı varoluşun tek ve zorunlu şartıdır, eğer karşıtlıklar arasındaki savaş olmasaydı hiçbir şey olmazdı” diyerek diyalektiğin temellerini attı.

Heraklitos, tarihe geçen sözlerinden biri olan “Her şey akar. Hiç kimse aynı suda iki kere yıkanamaz. İki kişi aynı anda, aynı yerde, aynı dereye girseler bile onları yıkayan su aynı su değildir” diyerek diyalektiği anlatmıştır.

Kant diyalektik mantığı daha da ilerletmiş ve sonunda Hegel diyalektiği tez-antitez-sentez üçlüsüne dayandırmıştır.

Hegel’e göre düşünce, bir kavramdan (tez) onun içindeki karşıtına dönmekte (antitez) ve diyalektik hareket içinde tez ve antitezin birlikteliği üçüncü bir kavram olan senteze dönüşmektedir.

Hegel’e göre maddi dünya diye bir şey yoktur. Hegel gerçek dünyanın, düşüncenin dışa vuran bir yansıması olduğunu ileri sürerek “diyalektik idealizm” terimini ortaya attı.

Marx ve Engels ise Hegel’in diyalektik anlayışını tam tersine çevirerek, düşünceyi oluşturan şeyin maddi dünyanın insan aklındaki yansımaları olduğunu ileri sürerek “diyalektik materyalizm” terimini kullandılar.

Diyalektik materyalizm; doğadaki gelişim ve değişim sürecinin en basitten en karmaşık yapıya doğru evrimleştiğini, farklılaşma ve çoğalmayla birlikte karmaşık yapıların ve canlı varlıkların oluştuğunu ileri sürer.

Sonuç olarak diyalektik; bir düşünme, sorgulama ve değerlendirme yöntemidir.

***

Tez-antitez-sentez üçgeninde diyalektiği size hayatın içinden çok basit iki örnekle anlatayım.

Bunlardan biri “su” dur.

Su H2O’dan oluşur. Yani, suyun içerisinde iki adet hidrojen ve bir adet oksijen atomu vardır. Hidrojen yanıcı bir maddedir (tez), oksijen ise yakıcı bir maddedir (antitez), ikisinin bir araya gelmesiyle su (sentez) oluşur ve su söndürücü bir maddedir!

Diğer bir örnek ise insanın oluşumudur.

İnsan vücudundaki en büyük hücre kadınların üreme hücresi olan yumurta hücresidir, vücuttaki en küçük hücre ise erkeklerin üreme hücresi olan spermdir. Yani, yumurta en büyük ve hareketsiz iken (tez), sperm en küçük ve vücuttaki en hareketli hücredir (antitez) ve sonuçta ikisinin birleşmesiyle bebek (sentez) oluşur.

***

Diyalektik konusu çok önemli ve hayatın her alanında geçerlidir.

Bizim gibi toplumların en büyük eksikliği sorgulayıcı düşünememek!

Önce düşüneceğiz, sonra diyalektik düşüneceğiz ve sonra da düşüncemizi söyleyeceğiz.

Ne demişti Vedat Türkali…

İnsan düşündüğünü söylemekten korktuğu zaman düşünmekten de korkar.

Düşünmenizi ve sorgulamanızı engelleyen her şeyi çıkarın hayatınızdan!