Dönüm

Aynı böyle bir gündü diyemiyorum, hiç böyle bir gün değildi. Kuruydu hava, havalar. Zaten biraz da havanın güzelliğinden kalmıştı babam Ankara’da. Zaten kış gibi değildi. Zaman durmuş gibiydi. Ben bir hiçbir şey beklemiyorken, kar yağmak için zamanını bekliyor gibiydi. Böyle de kokmuyordu. Geçen hafta bir gün tam o gün gibi koktu mesela, ama bu değil. Tam o anda içime tarifsiz bir sıkıntı girmiş miydi hatırlamıyorum. Bomboştu içim. Hep sıkıntılıydım. Öyle zamanlarda yürürüm, yine yürüyordum ama ona bile isteksizdim. Bir fazla isteksizlik o kadar.

Haber gelince her şey hızlı, daha doğru ifadeyle çok kalabalıktı. Düşünmek zor, sessizlik büyük, yol uzun. Varış kötü, çok kötü. Yara açılıyor, yara acıyor, yara kapanacak gibi değil, acıdan kaçılmıyor, yaranın iyileşmeyeceği belli oluyor. Babamı getiriyorlar ertesi gün (sabah? öğlen?) hâlbuki kendi gelsin diye o kadar çağırdım, çok saçma bana haber vermemesi çünkü. Babamı getirdiler, soğuk çareyi kar yağdırmakta buldu. Sonra sis. Köyde bu kadar sis ve babamı o kadar soğuk görmemiştim hiç. Ama bunlar aynı zamanlarda olmadı galiba. Dedemin babamı alıp götürdüğü rüyayı o zaman mı gördüm onu da bilmiyorum. Zaman iyice kayboldu. Çok acı çeken insan var ve annem hepsinin toplamından daha çok acı çekiyor.

Soranlara müthiş tutarlı bir zaman çizelgesiyle anlatıyorum. Cenazeyi, yas evini, çocuğu alıp tekrar Ankara’ya gidişimi, annemi alıp dönüşümü, işe güce dönmeyi, çocuğun kreşe başlamasını, ne okuduğumu, neler yaptığımı. Ama bana bunların hepsi aynı anda oluyormuş gibi geliyor. Babamdan sonra başlıklı günler, haftalar sonra belki yıllar.. “Tam bir yıl olmuş” ile “henüz bir yıl oldu” aynı şey.

Yıldönümünün yaklaştığı günlerde bu uzun tek andan öğrendiklerim pekişiyor. Çünkü henüz bunu hatırlamadan geçirdiğim bir güne uyanmadım. Acıda seçicilik: babalarımızın aynı gün, aynı günlerde göçtüğü; doğum günlerinin yaklaşık olduğu arkadaşlar var. Acıda birlik: henüz kaybetmeyenler acıyla yüzüne bakarken, kaybedenler aynı donuk yüzle, aynı burun sızısıyla bakıyor. Acıda paylaşım: babamı toprağa verirlerken koluma girmenin beni ayakta tutmaya yetmediğini gören arkadaşlarımın sırtını daya bize demesi. Çok güçlü. Her şeyi bırakıp yanına gelen insanlar var bir de. Acıda misafirperverlik: ölümün herkes için olduğunu hatırlayan herkese, aradığı sorduğu için gerçekten müteşekkir olmak. Acıdan kaçış: Acının tükenmediği gördüğünde hayat devam ediyor bahanesiyle işine gücüne bakmak. Birincil acı sahiplerine sarılmaktan imtina etmek. Acıya direniş: Böyle bir şey tam şu anda benim başıma abimin, annemin başına gelmiş olamaz. Babam şimdi gitmiş olamaz. Acıda yenilgi: babaya benzeyen insanları görünce ağlamak. Acının dibi, düşülmemesi yaşamak için gerekli kuyu: çok erken gitti babam. Bir on sene daha yaşayabilirdi. Yapacak ne çok şeyi vardı.

Herkesin acıyı yaşama veya ondan kaçma yöntemi başka. Çok yaratıcı da olabilir insan, en basit çareyi de bulabilir. Benimki de böyle işte.

Tam gününe denk geldi. Başka bir şey yazmaya elim varmadı.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Reyyan
Reyyan - 3 yıl Önce

Allah yardımcınız olsun, aileden bir kayip diş ağrısına benzer,ağrısı geçsede yokluğu hep hissedilir...Muhteşem bir yazı