'Öğretmenler Günü' geride kaldı. Yazıyı, sonrasına bıraktım. 

Öğretmenlik, toplumumuzda, 'tatili en çok meslek' olarak nitelendirilir. En azından, böyle bir algı var. "Taş mı taşıyorsunuz da, yoruluyorsunuz?" 

"Haftada en fazla 30 saat çalışıyorsunuz. Daha ne olsun?" 

Herkesin aklından geçenlerdir. 

Bu cümleler, yorulma ve tükenme kavramları ile birlikte değerlendirilmeli. Yorulma kavramını, bedensel aktivite olarak düşündüğünüzde, böyle bir sonuca varmanız doğaldır. Bir öğretmenin hissettiği yorgunluk ve tükenmişlik hissinin arka planında bundan çok daha farklı bir süreç vardır. Sizin, farkında olmadığınız! Duygusal emek ve duygusal tükenme.. Ögretmenin malzemesi insandır. Doğadaki en zor canlı.. Hani, sizin evde 1-2 tanesi ile baş edemediğiniz.. 

Zor yanı, insanın sosyal yanıdır. Sosyal yaşamı.. İlişkilerden oluşur. İlişkileri, bazı kurallara göre yönetiriz.

Genel anlamıyla ele alırsak, hemen hemen her çalışanın empati kurması, belirli roller üstlenmesi ve inanmasa da veya çok daha farklı hisler içinde olsa da, kendilerinden beklenilen şekilde davranması gerekmektedir. İlk etapta kulağa olumlu bir süreç gibi gelse de temelinde duygusal emek yorucu ve yıpratıcı bir süreçtir.

Sonucunda bir kişi, gerçek duygusu ne olursa olsun tüm günü yüzünde sahte bir gülümseme ile geçirmek zorunda kalacaktır. Öğrencilerle, velilerle, diğer meslektaşlarla ve toplumun tüm paydaşları ile etkileşim ve iletişim halinde olan öğretmenlik mesleği ise, duygusal emek gerektiren mesleklerin başında gelir.

Öğretmenlerin ruh halleri, öğrenci-veli-yönetici iletişimi ile ilgili yaşadıkları etkileşimleri, özel hayatları, maddi zorlukları, sürekli değişen sisteme uyum çabaları vs. ne olursa olsun her gün öğrencilerinin karşısında yansıtmak durumunda kaldıkları durum, yüzde koca bir gülümsemedir. 

Bu durumun devamında da, öğretmen duygusal tükenme ve duygusal yorgunluk ile yüzleşmek zorunda kalacaktır.

Tükenmişlik dediğimizde, akla  fiziksel tükenme gelir. 

Fiziksel tükenmişlik belirtileri: kronik yorgunluk, güçsüzlük, enerji kaybı, yıpranma, sık baş ağrıları ve uyku bozuklukları gibi değişik sorun ve yakınmaları kapsar.

Duygusal tükenmişliğin belirtileri ise: depresif duygulanım, desteksiz, güvensiz hissetme, ümitsizlik, evde gerilim ve tartışmaların artışı, kızgınlık, sabırsızlık ile huzursuzluk gibi negatif duygularda artış, nezaket, saygı ve arkadaşlık gibi pozitif duygularda azalmadan oluşmaktadır. Bu durum daha çok insanlarla yüz yüze, bire bir ilişkinin yoğun olduğu işlerde çalışanlarda ortaya çıkar. Öğretmenlik mesleği de, bunlardan biridir.

Duygusal tükenme, tükenmişlik sendromunun başlangıcı ve merkezidir. Duygusal yönden yoğun çalışma temposu içinde bulunan kişi, kendisini zorlar ve diğer insanların duygusal talepleri altında ezilir. Bu sorun ile yüzleşmek zorunda olan kişi, diğer insanların sorunlarını çözmede kendini güçsüz ve yetersiz hisseder. Üzerindeki duygusal yükü hafifletmek için, sürekli kaçış yolunu kullanır. İnsanlarla olan ilişkilerini, işin yapılabilmesi için gerekli olan minimum düzeye indirir. 

Duyarsızlaşma aşamasına geçer.

Duyarsızlaşma, insanların kendilerini diğerleriyle anlamlı ilişkiler kurmaktan kopardığı bir aşamadır. Başkalarının duygularına, soğuk ve kayıtsız bir şekilde yaklaşır.

Başkaları hakkında geliştirdiği olumsuz düşünce tarzı, kişinin kendisi hakkında da negatif düşünmesine yol açar. Kişi, kendisini, kimsenin sevmediğine dair bir duygu geliştirir. Gösterdiği çabanın karşılıksız kaldığını ve başarılarının değerlendirilmediğini algıladığında stres ve depresyon belirtileri göstermeye başlar. Faaliyetlerinin bir değişikliğe yol açmayacağına inandığında da uğraşmayı bırakır

Bir öğretmenin 'tükenmiş' hissetmesinin en önemli nedeni, duygusal emek sürecidir. 

Elbette farklı nedenler de vardır.

Bunların başında, zaman eksikliği gelir. 

Okul yükümlülüklerini yerine getiren ögremenlerin, iş-yaşam dengesi ile mücadele etmek zorunluluğu da vardır.

Ne yazık ki, bunun için yeterli zamanı yoktur. 

Çünkü öğretmenlik, ön hazırlık gerektiren bir süreçtir. 

Toplumda, sadece derse girip çıkmak olarak algılansa da, mesai saatleri dışında bir öğretmenin yapması gereken bir çok iş vardır.

Bir başka  neden ise kaygıdır.  

Öğretmenler; 

“Öğrenmek istemeyen öğrencilere nasıl bir şeyler öğretebilirim?” 

"Öğrencilerimin yanlış davranışlarını nasıl düzeltebilirim."  diye düşündükleri için de kaygılıdır. 

Tüm beklentiyi, öğretmene yıkmış ebeveynler ise, bir başka kaygı nedenidir. 

Bedeli, yorgunluktur!

Fiziksel ve mental olarak..

Unutmayalım; öğretmenlik, severek yapılması gereken meslektir. 

Kimse, öğretmenliği sevmeden başarıyı elde edemez.!

 İşini severek yapmak için de, kişinin değer görmesi ve temel ihtiyaçlarını yaptığı meslekten karşılayabilmesi gerekir. 

Bu sağlanmadıkça, duygusal tükenme zorunlu bir süreçtir.