Sabır taşı eğer yaşasaydı bu ülkede, şimdiye kadar çoktan çatlamıştı hiç kuşkum yok...

Buralarda bütün bu olup bitenlere onun bile dayanması gerçekten zor, namını yürütmesi imkansız bu ellerde; Allah kolaylık versin ona da ve tabii bizlere de...

Umudun filizleri gönlünde  yeni yeni açmaya başlayan bir genç; hem de yolun başında bir civan

İçi kıpır kıpır

Başında kavak yelleri esmesi gerekirken

Baharın ve aşkın en güzel kokuları ile sarhoş olması umulan bir yaşta

Sevgilisi ile el ele sevda türküleri söylemeliyken bu zamanlarında

Gönlüne bütün renkleri dolayıp, koşması  gerekirken yolunda

Dilinde bahar şarkıları

Yüzünde kahkahalar

Yüreğinde aşk olmalıyken

Veda edip gitti herkese her şeye, ardına bile bakmadan, zerre geri adım atmadan, anlaşılmaz bir cesaretle öyle bir hamle yaptı, öyle bir “hoşça kal” dedi ki hayata; hepimizi taa yüreğinden vurdu...

Yanlış anlamayın; hepimizi derken insanlıktan nasibini alanları yani

İnsanlıktan nasibini almamış olanlar, yani onlar yine bildiğiniz gibi, aynılar;

Yani ruhsuz

Yani satılmış

Yani esir

Yani kalbi taş

Yani onların yüreği hep nasırlı...

İnandıkları kutsala göre kul olmaları gerekene değil, kula kulluklarından asla vazgeçmeyenler onlar

Öyle azimliler ki asla vazgeçmiyorlar bu zavallılıklarından ve hem de hiç yüzleri kızarmadan...

Büyük Atatürk sana boşuna “büyük” demiyoruz; ömrünü bu din bezirganları ile mücadelede tükettin ama çoğumuz seni asla anlamadık ya da tekerimize çomak soktuğun için aslında ne anlamak istedik ne de yeni nesillere anlatmak..

Gencecik bir fidanın ölümü bile bunların mühürlü yüreklerini, gözlerini açmıyor ve asla efendilerine kulluktan vazgeçmiyorlar; neymiş efendim güya hepsini inandıkları Allah için yapıyorlarmış;

Hadi canım sizde...

O kadar akılsız, o kadar şuursuzlar ki anlaşılır gibi değil..

Hele ki anne babaların, canları gittiğinde bile, takındıkları bu tavır her türlü laneti hak ediyor...

Öyle bir kumpasın, öyle bir cenderenin, öyle bir tezgahın içindeler ki, akılları mı yok, insanlıkları mı yok, şerefleri mi yok; insan şaşa kalıyor...

Hele bu olup bitenlere siyaseten susanlara ise sadece acıyorum...

“Oku” demiş ilk önce Yaradan; okusun, anlasın ve doğruyu bulsun insanoğlu diye, ama bazıları bu lafı artık nerelerinden anladılarsa her türlü cehalet, her türlü dalavere, her türlü pespayelik onlarda

Hadi bazıları senin bu durumunu kendi menfaatleri, kendi çıkarları, kendi zenginlikleri için kullanmak istiyor, ya peki sen salak mısın da sana verilen bu aklı niye başkalarına kiraya veriyorsun ve hem de hiç bir şeyden ibret almadan?

Öyle bir canına tak etmiş ki evladın

Öyle bir nefessiz kalmış ki yaşarken

Öyle bir çaresiz kalmış ki kendisine yaşatılanlar karşısında

Başkaları da telef olmasın diye kendini telef etti gözünü kırpmadan; daha ne yapsın ki bu çocuk, sen hala efendilerini savunuyorsun?

Bu nasıl bir tezgahtır?

Bu nasıl bir düzendir?

Bu nasıl bir çarktır? Hem de Allah adını kullanarak

Affet bizi çocuk;

Seni koruyamadık

Seni kollayamadık

Sana baharları çok gördük

Sana;

Aşkı

Şiirleri

Şarkıları zehir ettik...

Geleceğini çaldık

Hayallerini çaldık

Seni bile çaldık senden...

Vazgeçtim affetme sen bizi, bize ne söylesen hakkın var;

Sen, anlamak isteyene, büyük bir ders vererek gittin buralardan ama nerde bizde onu anlayacak kapasite? Biz buralarda zerre akıllanmadan, iki ah ah, iki vah vahla aynen devam...

Bari oralarda gül, eğlen, aşık ol, sev, sevil, şarkılar söyle be çocuk...