Bir haber bülteninde en uygun ifadeyle “ABD yanıyor” dendi. Floyd’un ölümüne neden olan polisin görüntüsünden sonra sokaklar, polis merkezleri ateşe veriliyor; dükkânlar yağmalanıyor. Tüm dünyadan, her halktan insanın tepki gösterdiği bir olay bu. Öfke anlaşılabiliyor, adaletsizliğe karşı tepki kabul edilebiliyor. Binlerce kilometre uzaktan, ayak basmadığımız toprakların protestosuna sahip çıkabiliyoruz. En yüksek perdeden “black lives matter” diyebiliyoruz. Profilleri siyahlarla örtüyoruz. Çünkü dünyanın neresinde olursa olsun infial doğuracak zulüm bu. Bürokratından sanatçısına, politikacısından düz vatandaşına, herkesin “olmaz” dediği bir ayrımcılık.

Yanı başımızda da olsa aynı tepkiyi gösterirdik kuşkusuz. Kürtçe müzik dinleyen genç müziğin dilinden değil de ezan okunurken sesini kısmadığı için kalbinden bıçaklanıp öldürüldüğünde mesela, herkes buna tepki gösterirdi bizde de olsa.

Cezaevinden çıkan eşi tarafından sokak ortasında katledilen kadın için isyan sesleri yükselir, plazadan atılarak öldürülen genç kıza o saatte orada ne işi varmış diyenler toplumsal bir kınamaya maruz kalırdı.

Çocukların doğum makinesi oldukları yaşta olduğu halde onlarla evlenemedikleri için sitemde bulunan yaşını almış erkeklere aynı şekilde tepki gösterilir, sokaklar adalet ateşiyle yanardı burada da olsa.

Sandıkla gelmiş seçilmişler, bir günde görevlerinden alındığında oyu yok sayılan vatandaşlar tepki gösterir, tüm yurt bu yanlışı düzeltmeleri için devlete ses çıkarırdı örneğin.

Çünkü ifade özgürlüğü, demokrasi, güvenlik ve adalet ille de adalet tartışmaya imkân vermeyecek şekilde herkese lazım. Yanlışı söylemek, düzeltilsin diye yürümek, slogan atmak kolluk kuvvetinin göz yaşartan müdahalelerine rağmen meydanlarda olmalı.

ABD başkanından beklenen, sığınağa kaçması yerine, sarayının önüne kadar gelmiş protestocuları dinlemek, bu karmaşayı bastırmak için yapıcı konuşmalar yapmak ve somut adımlar atmasıydı. Bu yüzden elinde körük ve İncil’le yaptığı gösteri, dünyanın diğer liderleri tarafından hoş görülmedi kuşkusuz. Erk sahibi böyle durumlarda vatandaşına gazlı plastik mermili müdahalede bulunmayı, gazeteci ve muhabirleri gözaltına almayı aklına dahi getiremezdi çünkü. O kadar da değildi. Demokrasi bu değildi. Bizde olsa böyle olmazdı.

Yıl olmuştu 2013 bir zaman, ağacın ve kendimizin yaşam hakkını tartışıyorduk. Sokakta olmayanlar bile olanlara destek vermiş, herkes on üç yaşındaki çocuğun başından gaz kapsülüyle vurularak öldürülmesinin, bir gencin gece vakti tekmelerle dövülmesinin, diğerinin polis kurşunuyla başından vurulmasının affedilemez kötülükler, tekrarının yaşanmaması gereken adaletsizlikler olduğu konusunda hemfikir olmuştu. Devlet de işte, sorumluluğu almış, gazını kısmış, vatandaşı dinlemiş ve yangını durdurmuştu. Değil mi? Öyle olmadı mı?

Dünya gözüyle muhtemelen gidip de gidip göremeyeceğin ülkelerdeki halkların uğradığı zulme ses çıkarmak elbette anlamlı. İstanbul’da yaşayanın Güneydoğuda olan bitene ses çıkarması gibi, erkeklerin kadın şiddeti karşısında susmaması gibi, dindarların kendinden olmayanlara yapılan adaletsizliklere dur demesi gibi… Coğrafyası, zamanı yok. Sessiz kalmamak lazım.

Ama işte, soruşturma açılmayacağını, “Silivri soğuktur” şakasına maruz kalmayacağını bildiğin için biraz da konforlu. Ve direnmek, susmamak çoğunlukla konfor kaçırıcıdır.

Fotoğraf: The Indipendent