Hayır, hayır!

Hemen başlıktaki film gibi bir yazı yazdığımı düşünmeyin.

Onun sırası değil. Ama Tabu serisinin içerisinde o da olacak.

***

Siyaset ve Politika…

Genellikle aynı şeyi ifade eder gibi görünse de aslında hem birbiriyle bağlantılı hem de birbirinden farklı terimlerdir.

Siyaset devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıdır yani direk devlet ve yönetimle ilgilidir.

Politika ise genel anlamda belirlenmiş bir hedefe gidilirken izlenen yol ve yöntemleri ifade eder.

Politika siyasi olabilir de olmayabilir de. 

Örneğin, bir siyasi partinin iktidara gelmek için hedeflediği seçmenin oyunu almak için belirli yöntemler izlemesi ve vaatlerde bulunması siyasi bir politika iken, bir şirketin belirli bir sürede belirli kârı elde etmek için uyguladığı yöntem siyasi olmayan politikadır.

Siyasi politikanın ikiyüzlülüğe ve takiyyeciliğe kayma eğilimi vardır ama bu kayma tamamen o politikayı yürüten kişi ya da kurumun karakteriyle özdeştir.

***

Ülkemiz siyasetinde uzun zamandır sürekli bir kutuplaştırma politikası izlenerek ya beyazı ya da siyahı seçmemiz isteniyor.

Ya yeminli yandaş olmalıyız ya da yeminli karşıt olmalıyız.

Bir tarafta her şey çok güzel ve ülkemiz uçuyor, diğer tarafta battık, bittik, yok olduk. Bu anlayışın getirdiği toplumsal kutuplaşma ülke halkının iki ayrı kutupta toplanmasını sağlıyor.

Birinin siyah dediğine diğeri beyaz diye diretince, uzlaşılması mümkün birçok konu bile içinden çıkılmaz hale geliyor.

Böyle bir kutuplaşmada insanlar birbirine düşmanmış gibi yaşıyor ve birbiriyle konuşma ve tartışma zemini bulamıyor.

Hem gönüllerde ve hem de beyinlerde büyük bir kopuş yaşanıyor.

***

Sosyolog ve psikanalist Erich Fromm “Yeterince gelişmemiş birey ve toplumlar olayları siyah veya beyaz görme eğilimindedir. Eğitildikçe ve geliştikçe gri tonlarının farkına varmaya başlarlar ve gerçek anlamda demokratik yaşam ancak böyle gerçekleşir” der.

Bu çok önemli.

Ancak biz; kişilerin, süreçlerin ve olayların mutlak siyahlığına ya da mutlak beyazlığına o kadar inanmışız ki aslında her birinin yönetilmesi gereken gri olduğu gerçeğini göremiyoruz!

Ne yazık ki aydın ve okumuş dediklerimizin yeminli siyahçı veya beyazcı şeklinde bölünmesi durumu daha da zorlaştırıyor.

Diğer renklerin varlığını kabul edebilmemiz için öncelikle gride buluşmak gerekiyor.

Çünkü, grinin mucizevi etkisi sayesinde siyah biraz beyazlaşır, beyaz biraz siyahlaşır.

Sonuçta, gride buluşunca karşılıklı dinleme, anlama ve yapıcı tartışmalar başlar.

***

Andre Gide “Gerçeğin rengi gridir” der.

Yani, siyasi partilerimizin ve toplumsal yapılanmaların griyi keşfetmesi ve gride buluşulabileceğine inanması gerekir.

Tam da günümüz Türkiye’sinde ihtiyaç olan şey budur.

Toplumu gride buluşturmak şu anda ülkemiz siyasetinin en önemli konusu olmalıdır!

Siyahçıları ve Beyazcıları gride buluşturacak olan siyasal oluşum geleceğin kurulmasında en önemli rolü oynayacaktır.

Atatürk’ümüzün 100 yıl önce yaptığı tam olarak budur!

İlericileri ve muhafazakarları vatanın kurtarılması noktasında önce aynı potada (gride) birleştirmiş, vatanımızın kurtarılmasından ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra grinin tonlarına doğru yol almıştır.

***

Şu anda ülkemiz ekonomik, sosyal, kültürel ve eğitim olarak son derece yanlış bir yolda.

Onun içinde, Atatürk’ümüzün yolundan gidip önce siyahı ve beyazı ortak noktada buluşturmak gerekiyor.

Hesap kesim işleri ondan sonraki konudur!