Havaya bakın, sanki Ocak değil de Mayıs ayındaymışız gibi. Eskiden Ocak ayında karla kaplanırdı ortalık, şimdi yağmur bile yağmıyor. Bu havalar da neyin nesi ocak ayında böyle sıcaklık mı olur, sanki yaz gibi.

Evet Ocak ayında böyle sıcaklıklar oluyor artık, oluyor çünkü dünya her geçen gün daha fazla ısınıyor, mevsimler yavaş yavaş birbirinin içine girmeye, geçiş mevsimleri dediğimiz ilkbahar ve sonbahar ayları her yıl bir kademe daha yaklaşıyor takvimdeki yerlerini kaybetmeye.

Neden mi oluyor bütün bunlar? Çünkü her birimiz ‘güzel kokmak’ uğruna her gün bir fıs daha fazla sıkıyoruz deodorantlarımızdan, 15 dakikalık mesafeye bile arabalarımızla, egzoz dumanını havaya sala sala gidiyoruz. Fabrikaların bacalarından her gün simsiyah dumanlar uçuşuyor gökyüzüne, her yaz yeni bir otel uğruna bir yenisi katlediliyor gökyüzündeki o havayı bize geri veren yemyeşil ormanların. Havada biriken o simsiyah dumanlar, uçuşup giden o gazlar her geçen yıl bir derece daha ısıtıyor dünyayı, her mevsim bir ay daha kayıyor takvimden.

İşte bu yüzden sıcak Ocak ayı, her yıl biraz daha sıcak oluyor. Yeryüzü artık kar ile Ocakta Şubatta değil, Martta, Nisanda kavuşuyor. Belki de bir daha hiç kavuşamayacağı günlere adım adım ilerliyor.

İşte tam da bu yüzden sıcak Ocak ayı, hepimizi her geçen gün hayrete düşürüyor, durumun farkında olan herkesi biraz daha tedirgin ediyor. Gizliden gizliye insanoğlundan daha büyük ve güçlü doğa, tüm bu hatalarımıza karşılık bize verdiği cevap ile “ben de buradayım” diyor