Herkes Playstation Alamaz

En son ne zaman geleceğe dair ümidiyle gözleri parlayan bir genç gördünüz. Yeni mezun diyelim örneğin, hevesle iş hayatına atılmaya hazır. Belki son sınıf bir öğrenci, kalan dönemini verimli tamamlamak için önüne serili seçenekleri değerlendiriyor.

Bunu sorun ettiğimi düşünmenizi istemem. Doğrusu bu. Çok değil birkaç on bin yıl öncesinde mağarada yaşayan, halk olamamış topluluklar için umut bir ihtiyaç değildir. Sen kimsin videosuyla da ortaya konduğu gibi geçmişten ibret almalıyız. İnandığı şey uğruna deve üstünde çöl geçmiş figürlerden, savaş kıtlığında hayatta kalmışlardan. Hepsi sendin, bizdik. Bir talebin olmasın hayattan, karnın doysun ve varlığını devlete ada. Karın doygunluğun niteliksiz tabi ama orada da “nimet azgınlığı” diyen kadın vatandaşa başvuruyoruz. “eskiden” diyor, “bir patates kızarmasıyla doyardı çocuklar, şimdi peynir istiyorlar” “hamur pişerdi, doyarlardı”. “kocanda akıllı telefon olması yeter, ev telefonu neyine yetmiyor” bunlar azgınlık. Çünkü eskiden leğende yıkanıyordu çamaşırlar.

Altın musluklu mutfaklardan tasarruf çağrısı yapıldığında da işte “herkes playstation alamaz” deniyor. Lüks. Bir defasında “Mercedes’e binen insanın derdiyle halkınkini bir tutmayın” denmişti. Son derece haklı.

Çocuğuma bezi taneyle alıyorum, maske alacak param yok. Ama yine altın varaklı taht pardon koltuklu iktidarlara oy vereceğim çünkü onların her şeyleri dört dörtlük, yeni lüks araba filosunu gördünüz mü? Evet, nimet azgınlığıyla doyuyor, konforlu arabalar kullanıyor, üşümüyor, fatura ödemiyorlar. Kaygımız onların hayatını ödeyememekten. Kendimiz iyi yaşama derdinde değiliz ki. İş bulamazsam, para harcayamazsam nasıl sponsor olacağım lükslerine. Üzerime düşen bu biliyorum. Yetemeyiz diye bütün korkum. Kullanmadığım köprünün taksiti bitsin ki, yeni yazlıklarına kat çıkabileyim. Pandemi gibi bir lanet var malum. Yanına yamacına yanaşanlara her gün test yapılacak malum, bir zahmet maskemizi takıp test parası kazanalım. Daha bunun kışı var. Serbest dolaşarak zaten yayıyoruz virüsü, bari üzerimize düşeni yapalım.

Yaklaşık yirmi sene sürdü bunu kabul etmemiz. Arada çatlak sesler oldu biliyorsunuz. Kanser hastası vatandaşlar eline para sıkıştırıldığı halde, “ilacımı verin yeter” demişlerdi, küstahça. Tehdit alan kadınların sessizce ölmek yerine polise şikâyette bulunduğu durumlara hâlâ rastlıyoruz maalesef. Kadrosu belli iş ilanlarına vasıflı, diplomalı vatandaşların başvurduğunu görüyoruz. Doyurmamız gereken bir kabile olduğunu unutanlar oluyor hâlâ. Onların her türlü imkân ve teknolojiye erişimini mümkün kılmak için vergilerle on bin liraya çıkan akıllı telefonların hesabını soracak oluyorsunuz, bu kadarı da ayıp. Aramızda bazı kendini bilmezler grip aşısı talep ediyormuş, bu kadarı da fazla.

Neyse ki, güç durumda, yoklukta dememiş, maaşlarına zam yapmışlar. Örtülü ödeneğin kisvesini büyütmüşler, görmeyelim diye. Zam miktarı benim aldığım maaşın iki katı, şükür. Artık dişimden artırır onu da öderim. Yeter ki, beş yüz çeşit yemeğin yağı, eti azalmasın meclislerinden.

Allah hepimize kabulleniş nasip etsin.

YORUM EKLE