Olduğumuz gibi görünmek en büyük korkumuz.

Hepimiz bir kabuğun içinde yaşıyoruz.

Kabuklarımızın altında saklanmakta o kadar ustalaştık ki artık ne kendimizi ne başkalarını tanıyabiliyoruz.

Kaplumbağa ya da midyeler gibi kabuklarımızın bizi koruyacağını düşünüyoruz.

Oysa, o kabuklar…

Bize en büyük zararı veriyor.

En büyük yalnızlıkları yaşatıyor.

Bizi birbirimize yabancılaştırıyor.

O kabuklar, kendi kendimizi bağladığımız prangalar gibi ötekileşip ötekileştirdiğimiz bir dünyanın mahkûmu yapıyor.

***

Ah bir anlasak, hepimizin;

Biraz korkak biraz cesur

Biraz ürkek biraz atak

Biraz mutlu biraz mutsuz

Biraz umutlu biraz umutsuz

Biraz duygulu biraz duygusuz

Biraz bağımlı biraz bağımsız

Biraz haklı biraz haksız

Biraz dost biraz düşman

Biraz güzel biraz çirkin

Biraz kibirli biraz alçak gönüllü

Biraz iyi biraz kötü

Biraz iyimser biraz kötümser

Biraz yakın biraz uzak

Biraz incinmiş biraz incitmiş

Biraz aklı dünde kalmış biraz yarına gitmiş

Biraz kazanmış biraz kaybetmiş

Biraz başarmış biraz başaramamış

Biraz doğru biraz yanlış

Biraz temiz biraz kirli

Biraz bilgin biraz cahil

Biraz aç biraz tok

Biraz yumuşak biraz sert

Biraz sıradan biraz sıra dışı olduğunu…

***

Cengiz Aytmatov’un “kır zincirlerini gülsarı” dediği gibi,

Kabuklarımızı kırmamız gerekiyor!

Madem, her insanda insanlığın tüm halleri var,

Madem insan, içinde olmayan bir şeye dönüşemez,

O zaman yalnız değilsin demektir.

Çünkü herkesin içinde bir sen var…