banner151

İsa’dan önce Protogoras, “İnsan her şeyin ölçüsüdür” demiş.

Gerçekten doğru bir yargı. İnsansız bir doğa düşünmek olanaksız. İnsansız bir doğa dünya değildir, olsa olsa bir gezegendir çünkü.

Dünya insan içindir, toplum insan içindir, tüm güzellikler insan içindir.

İnsanın mutluluğu içindir yer, gök ve deniz.

Yer, gök ve denizin insandan önce var olmasının önemi yoktur. Tüm analar ve babalar da çocuklarından önce dünyaya gelmişlerdir. Ne var ki ana ve babalar, çocukları için vardırlar.

Ama akıl, yalnız insanlara bağışlanan üstün bir güçtür. Dağlar, ormanlar, nehirler akıldan yoksundur. Ağaçların meyve vermesi akıllı olduklarından değil, doğadan kaynaklanır. İnsanın çocuk yapması ise aklın bir ürünüdür.

İnsan gözünün mavi ya da kara olması, saçının koyu ya da açık olması nedeniyle değil, kafası nedeniyle insandır.

Kafanınsa bir ölçütü yoktur. Hangi büyüklükte kafanın daha akıllı olduğu belli değildir.

Büyük kafalılar arasında aklı az olanlara rastlandığı gibi, nice küçük kafalıların da çok zeki olduğu gözlenmektedir. Bilim alanında, politik alanda, sanat alanında da aynı kuralsızlığı görebilirsiniz.

Kıt düşünen kişileri “Amma kalın kafalı” diye nitelendirirler. Ama bu insanlar arasından da toplumun en üst katlarına çıkan kişileri görmüyor muyuz ortalarda.

Kimler akıllıdır, kimler akılsız. Akla değer verilmeyen bir toplumda akıllı olmak önemli midir ki? Ya da akıllıların hep geride kaldığı bir toplumda akıllı olmayı isteyen olur mu desiniz?

Üstelik akıllı, inandıklarını savunan, onurunu koruyan, yerleşik düzene karşı çıkan insanlar için en kötü senaryoları yazmak gerekiyor.

En kötü senaryolar gerçekleştiğinde çizginizi, onurunuzu, bağımsızlığınızı koruyabilecek misiniz? Özveri gösterebilecek misiniz?

Hoş görülü ve ya Toleranslı olabilecek misiniz? Bunun yanıtını aramak gerekir.

Böylesi hoş görüsüz insanların meydana getirdiği bir toplumsal gerçeğimiz var

Toplumsal gerçeklerin, yönetim sistemlerinin acı çarklarıyla, acımasız, vahşi bir gidişatla insanları köleleştirmesi devam edip gitmekte.

“Ne yapıyoruz “

Yaşamı daha insani kılmak ve yaşanılası bir hayat için mücadele eden insanlara durup bakıyor ve projektörlerin bize dönmesini mi bekliyoruz.

Beklerken hangi hoşgörülü fikirlere sarılıyor, hangi inançlarla, hangi fikirlerle, kendi Fildişi kulelerimizde oturuyoruz.

Ben bu hafta kendi kulemden çıkıp ilk olarak Süleyman Demirel Kültür merkezinde yapılan 2019 İzmit Sanat Merkezinin sene sonu müzik bölümü konserlerine gittim. Bir yıllık bazı çocukların da birçok yıllık emeklerinin gözlerimin önünde şahlanmasını izledim. Emek verenlere teşekkür ettim.

Arkasından Neredeyse unutmaya yüz tuttuğumuz bir huzurla, sıcak günlerin ilk adımlarında güneşi gökle toprak arasında yakalayıp kollarına alan hafif rüzgarla tabanlarım da topraktan yayılan ısı, kulaklarım da denizin tuzlu sesi ve göz kapaklarım da yaz güneşinin busesi, aklım da güzel tınılarla sevgili 7/24 ailesi ve Duygu Mert Hanımın İzmit Buluşmalarına gidip İzmit’in çınarlarıyla tanıştım.

Özenle hazırlanmış program ve derin sohbetlerle 1704. Yılında Roma İmparatoru Gallerıus’un Nıcomedıa yani İzmitte açıklanan insanların inançları ve düşüncelerine tolerans ve hoş görü veren dünyanın en eski inanç özgürlüğü kararının notalarında gezindim.

Evet “İnsanların inançlarına ve düşüncelerine özgürlük getiren dünyanın en eski fermanı, Nicomedia yani İzmit’te açıklandı…..

NE DERSİNİZ!

Bu gün biraz tolerans ve hoşgörü kelimelerinin etimolojileri ile sözlük anlamlarını inceleyelim mi? ben bir iki yazımı bu konuya ayırmaya karar verdim. Çünkü bu şehre bir vefa borcu… İzmitin “Nicomedia” olan tarihi ismini kullanan bir lions kulübünde başkanlık yapacağım bu yıl.

Hoşgörü sözcüğü, Farsça bir sıfat olan iyi, tatlı, duygu okşayan, zevk veren, ilgi uyandıran, beğenilen ve latif anlamındaki hoş / huş sözcüğü ile Türkçe bir fiil olan görmekten görü sözcüğünün bir araya getirilmesiyle oluşan bileşik bir kelime. Türkçede hoşgörü sözcüğünün anlamı farklı dil, cins, din, inanç ve anlayış bakımından başkalarının varlıklarından rahatsızlık duymama hali. Hoşgörü ifadesi Türkçede daha ziyade bireysel bir yaklaşımı sergiler. Eş anlamlısı müsamaha ve tolerans olarak verilen hoşgörü sözcüğü, her şeyi anlayışla karşılayarak, mümkün olduğu kadar hoş görme hali olup, kendi düşünce ve inançlarına karşıt düşünce ve inançları olabildiği kadar hoş görme durumudur. Ayrıca tutum ve davranışlarda daraltma ve umursamazlık arasında orta bir yol, dengeli hareket ve karşılıklı ilişkilerin kolaylığı şeklindeki anlamıyla bu kavram, psiko-sosyal açıdan insanlar arası ilişkilerde orta yolu takip etmek ve dengeli olmak anlamlarına gelmektedir.

Hoşgörü sözcüğünün muhtevasında genel olarak anlayış, saygı, mazur görme, medeni olma, kabul etme, rahatsız olmama, farklılıklara ve farklı görüşlere sınır koymama, onlara olumsuz bir tepki göstermeme ve fikirlerin karşılıklı anlayış içerisinde tartışılması gibi anlamların ortaya çıktığı ifade edilebilir.

Tolerans kavramının ortaya çıkışını incelediğimizde kavramın dini içerikli olduğunu görüyoruz. Toleransın dini içeriğinin yanı sıra zamanla edindiği siyasi, etnik ve ahlaki içerikleriyle farklı tanımları yapılmıştır. Tolerans kavramının tarihsel geri planı düşünüldüğünde dini içeriğiyle siyasi içeriğinin birbirinden ayrılamayacağını görüyoruz.

Toleransın bir problem olarak ortaya çıkması büyük dünya dinlerinin ortaya çıkışıyla başlamıştır. Çok tanrılı dinler ile mistik dinler dogmatik bir yapıya sahip olmadıkları için tolerans veya toleranssızlık bu dinlere inanılan toplumlarda problem olarak ortaya çıkmamıştır. ‘Dünyayı kurtarmak’ amacıyla yola çıkan tek tanrılı din olarak hristiyanlığın ortaya çıkıp yayılmaya başlamasıyla birlikte batı dünyası tolerans daha doğrusu toleranssızlık problemi ile tanışmıştır. Din, ilk çağ toplumlarında yurttaşlıktan ayrı düşünülemeyen bir kurumdur. Dolayısıyla ilk çağ toplumlarında yurttaş olabilmek için dindaş olmak da gereklidir.

1694 yılındaki Dictionnaire de l’Academie Française’in ilk basımında kelimeye atfedilen tanım ‘engelleyemeyeceklerimiz karşısında küçük görme, isteklerini yerine getirme’ tutumudur.

Voltaire 1765 tarihli Felsefe Sözlüğü’nün tolèrance maddesinde ‘insanlığın en güzel yönü’ve ‘insanlar arasındaki anlaşmazlıkların tek çaresi’ diyor. Voltaire için tolere edilebilecek olan bizim katlanmayı öğrenmemiz gereken şeylerdir ki bunlar zayıflık, çelişki, kararsızlık ve yanılma gibi insan tabiatının karakteristik özellikleridir. Hançerlioğlu’nun Felsefe Sözlüğü’nde tolerans ‘kendi düşünce ve inançlarına karşıt bulunan düşünce ve inançlara katlanma, onlara tepki göstermeme’ olarak tanımlanıyor. Diyanet Ansiklopedisi tolerans için ‘kötü yahut yanlış olanı hedef almaktan ve karşı güç kullanmaktan bilerek vazgeçme prensibi’ diyor. Cevizci’nin Felsefe Sözlüğü’nde ise ‘başkalarının kendimizden farklı olan düşünme tarzlarını ve yaşam biçimlerini anlayışla karşılama tavrı; karşımızdakilere paylaşmadığımız görüş, fikir ve duyguları özgürce dile getirme imkânı tanımaya dayanan anlayış. Temelde farklı inanç ya da değerlere sahip insanların birlikte ve farklılıklara saygı göstererek var olabilmeleri durumu’ tanımıyla karşılaşıyoruz. Encyclopedia Britannica’da toleransın şu tanımına rastlıyoruz: ‘Başkalarını eylem ve yargılarında serbest bırakma, kendi görüşümüze ya da çoğunluğun görüş biçimine aykırı görüşlere sabırla hem de yan tutmadan katlanma.’ Brockhaus da, ‘Özellikle din alanında aykırı kanılara ses çıkarmama (karışmama) diye tanımlıyor. Toleransı en geniş anlamıyla bireyler arası bir davranış biçimi olarak anlayan Johannes Kühn onu kısaca ‘başkasına katlanma’, ‘başkasını kendi haline bırakma’ diye anlıyor

Tolerans adalet ve birliktelik temelinde politik ve yasal bir erdemi temsil etmektedir. Tolerans, birinin onaylamadığı bir şeyi, güç sahibi olmasına rağmen, yasaklama, engelleme veya zorla ikna etmekten kasıtlı olarak kaçınma kararıdır. Tolerans kavramının temel öğeleri tolere eden ve edilen varlıklar ( bir birey, grup, organizasyon veya kurum olabilir), tolerans konusu olan bir hareket, inanç veya uygulama, tolerans konusu olan nesneye karşı tolerans gösteren kişi tarafından sergilenen olumsuz bir tutum ( hoşlanmama veya ahlaki onaylamama) ve karşı hareket etmede önemli derecede bir engellemedir. Tolerans bazen özgürlük anlamında kullanılır ama daha dar bir kavramdır. Özellikle tolere edenin var olmamasını tercih edeceği inançların, hareketlerin ve uygulamaların ifadelerine izin verilmesidir.

En uç şekliyle tolerans insanların nefret ettikleri şeylerle birlikte yaşamalarını gerektirir

Tolerans modern çağın başlarında ‘vicdan hürlüğü’ olarak da ifade edilmiştir

Toleranstan bahsettiğimizde belirgin biçimde ortaya çıkan bir diğer özellik ise tolere eden kişinin veya grubun veya kurumun güç sahibi olmasıdır. Çünkü bir şeyi engelleyebilecek güçten yoksun birinin o şeyi tolere etmesi söz konusu değildir.

Hoş görme unsuru toleransın pozitif yönünü vurgular. Başkalık unsuruna gösterilen olumlu yaklaşımdır. Karşıdaki kişinin anlaşılmaya çalışılması, onun kendi olma hakkına saygı duyma ve karışmama halidir. Ebbinghaus toleransta bir ‘kendini beğenmişlik’ görür. Tolerans hür ve inanmış kişilerin birbirlerine karşı göstermek zorunda oldukları saygıdır…. Böylece tolerans bir erdem, hürlük ise bir haktır. Geçmişte din kaynaklı ortaya çıkan toleranssızlık problemi artık ekonomik-siyasi-kültürel alanlara ideolojik boyutta ortaya çıkmaktadır.

Hoşgörü kurumsal olmaktan ziyade bireysel bir yaklaşımdır. Hoşgörüde de ‘farklılık’ ana unsurdur ancak buradaki farklılığa karşı toleranstaki gibi zorunlu bir tahammül söz konusu değildir. Hoşgörüde farklılıkların varlığını kabul ve birlikte yaşamaya gönüllü olma hali vardır. Toleransta ise birlikte yaşamayı kabul etme hali başka çıkar yol olmamasından, daha büyük felaketlerin doğmasını engelleme isteğinden kaynaklanmaktadır.

EVET! İnsanların inançlarına ve düşüncelerine özgürlük getiren dünyanın en eski fermanının NİCOMEDİA yani İzmitimizde açıklandı.

Roma imparatorluğunun başkenti NİCOMEDİA’da insanların inançlarına ve yaşam Şeklini gösteren düşünlerine serbestlik ve özgürlük getiren dünyanın en eski hoşgörü kararı GALLERIUS HOŞ GÖRÜ EMİR NAMESİNİN 30 NİSAN 311 tarihinde İzmit’te ÇUKURBAĞ mahallesinde bulunan Roma imparatorluğunun devlet sitesinden dünyaya açıklandığını biliyoruz.

Gelecek yazımda Daha O dönemde dünyayı rahatlatan bu önemli kararların alındığı NİCOMEDİA yani İzmit in tarihini anlatıp bu kentin duyarlı insanları olan bizlere Özelliklede Bu kente “Nicomedia Lions kulübü derneği” kurma gururunu taşıyan 20 kişiden biri olarak bana tarihten gelen bir borç olduğunu olduğunu düşünüyorum.

Bu arada bir dostumuzun yıllardır uğraştığı “Ormandede Levanta Sanat Parkı” Karamürsel de 15 Haziran’da açılıyor. Oyun alanları, sanat evleri, çeşitli workshopların sunulduğa alanları, dekorasyon alanları, ve değişik sanat atölyeleri ile nefes alacak bir alan. Ben açılışta orada olacağım. Sizde hayattan bir kaçamak isterseniz mutlaka uğrayın derim.

Yüzünüzden gülümseme, yüreğinizden umut ve sevgi, aklınızdan düşleriniz eksik olmasın

Düşçe kalın.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.