Büyük İskender’in generallerinden biri olan Perdika haber gönderip Diyojen’i ayağına çağırır ve gelmezse öldüreceğini söyler.

Diyojen gitmez ve “Bu çok da büyütülecek bir şey değil. Zehirli bir böcek ya da bir örümcek de aynı şeyi yapabilir. Azrail her an bir böcek ya da bir general kılığında karşımıza çıkabilir” der.

***

Bizi en çok kendi korkularımız geriletir. Korku; gelişimin ve değişimin önündeki en büyük engeldir.

İnsan pek çok şeyden korkar ama en çok kendi karanlığından korkar. Çoğu insan bunun farkına varmaz ve korkularını hep dışarıda arar.

Karanlığa alışmış birini en çok rahatsız eden şeyse ışıktır.

Kendi karanlığından korkan birini başkasının ışığı ne kadar aydınlatabilir?

Günümüzde tam da bunu yaşıyoruz…

***

Hepimiz zaman zaman hayatımızın kısa bir anına ya da içinde bulunduğumuz küçük bir zaman dilimine bakarak kendimizi güçsüz ve savunmasız hissederiz.

Savunmasız hissetmek korkularımızı daha da artırıp cesaretimizi kırar. Oysa tam tersi, savunmasız kaldığımız zamanlar en cesur olmamız gereken zamanlardır.

Hep yanımızda birilerinin bizi desteklemesi bizim güçlü görünmemizi sağlar ama bizi asıl güçlendiren savunmasız kalmaktır. Onun için, bazen kendi başımıza ayakta durmaya cesaret etmeyi öğrenmemiz gerekiyor.

Çünkü…

Savunmasız kalmaya cesaret etmenin kazanıp kaybetmekle bir ilgisi yoktur, böylesi durumlardaki tavırlarımız bizim hayata bakışımızı gösterir.

Eğer cesur biri olacaksak sert darbeler alacağımızı da bilmeliyiz.

Cesur olmak; başarısızlığı, hayal kırıklığını, engellenmeyi hatta kalbimizin kırılmasını da göze almak demektir. Onun için ona cesaret denir ve onun için nadir bulunur.

Bugün herkes Diyojen’i biliyor ama kimse generalin adını bilmiyor!

***

Bakın size bir balığın hikayesini anlatayım...

İnci kefali Van gölünün tuzlu ve sodalı suyunda yaşayan tek canlıdır.

Üreme zamanı geldiğinde gölden çıkıp tatlı su taşıyan dere kaynağına gitmek zorundadır. Önce vücudunun iyon dengesini ayarlaması gerekir, ayarlamazsa ölür.

Göçe başlarken akarsuyun göle karıştığı yerde bekler ve vücudunun iyon dengesini ayarlayınca artık beslenmeyi bırakır ve yolculuğuna başlar.

İnci kefali bilir ki en tepedeki derenin kaynağına ne kadar yaklaşır ve yumurtalarını oraya bırakırsa yavruları o kadar güçlü ve neslinin devamı garanti olur. Bu yüzden, önüne çıkan engelleri, boylarının 5-10 katı olan şelaleleri aşmak için binlerce kez atlar, zıplar ve tırmanır.

Aynı zamanda, şelalelerin başında kendilerini yemek için bekleyen martıları, yılanları, kurbağaları, kaplumbağaları ve balıkçıları geçmek zorundadır.

Bu zorlukları aşamam diye asla yolundan geri dönmez! Ya yem olur ya da bin bir mücadeleyle zorlukları aşar ve derenin başına ulaşıp yumurtalarını bırakır.

***

Korku herkesin içinde istemsizce beslediği bir duygudur.

Korkmakta haklı olduğumuz kadar, korkaklık etmekte haksız olduğumuz zamanlar da vardır.

Geleceğimizi şekillendirecek, neslimizin huzur ve refah içinde yaşamasını sağlayacak olan şey İnci Kefali gibi olmaktır.

***

Hayat bize her zaman yeşil ışık yakmaz ama biz de her kırmızı ışıkta durmadığımız zaman ilerleriz!