İNGİLTERE VE ABD (DIŞ GÜÇLER) GERÇEĞİ

Siz ister kabul edin,ister etmeyin.
Dünyanın hakim gücü, bu iki devlettir.

Sormanız gereken soru, "NEDEN?" olmalıdır.

Türkiye, 1938 den bu yana,bu iki devletin dümen suyundadır.
Hatta,egemenlik haklarımızın sınırlarını çizdiklerini söylemek abartı olmaz.

O halde, yukarıdaki soruyu ben sorayım.
Neden?
Nedir bu iki devletin sırrı? 

Aslında, ortada bir sır falan yok.Tarihi gercekler var. Tarih okuduğunuzda, o gerçeklere ulaşabiliyorsunuz.

Cevap, çok açık ve net.
Demokrasi..
Hukuk devleti.. 
Devlete duyulan güven.
Bu kadar!

Halkın, devlete güveninin, devleti ne denli güçlendirdiğini anlamak için bir örnek: İngiltere'nin savaş nedeniyle vatandaştan aldığı borçlar!
Glorious Revolution öncesinde İngiliz devleti sadece 1 milyon sterlin civarında borçlanabiliyor, ve bu borç için de %6 ile %30 arasında faiz ödüyordu. 
1697'de, yani Glorious Revolution'dan sadece 9 sene sonra, Fransa ile savaşa giren İngiliz Devleti, vatandaşlarından 17 milyon sterlin borçlanabildi. 
O tarihe kadar görülmemiş boyuttaki bu borç ve savaşa rağmen, devletin borç faizlerini büyük bir ciddiyetle ödemesi,  devlete güveni arttırdı, vatandaş devlet tahvilleri almak için birbiriyle yarıştı. Tahvil fiyatları arttı. Devletin faiz yükü ise azaldı. 
Nitekim, 1720'de devlet borçları 1688'deki borç miktarının elli misline ulaşmışken, aynı dönemde faiz haddi de %14'ten %3'e düşmüştü. 

 

On sekizinci yüzyılda, İngiltere'nin girdiği tüm savaşları kazanması ve bir dünya devi olarak ortaya çıkabilmesinin ardındaki sır, demokrasi ve hukuk devletini kurabilmesinde, devleti halkın kontrolüne tâbi kılarken, ülke ekonomisini, ve bu arada devletin gücünü, inanılmaz ölçülerde arttırabilmesinde yatar. 
Bir başka deyişle; demokratik ve halk tarafından kontrol edilebilen hukuk devletidir asıl güçlü olan..
İşte bu nedenle,ekonomik krize öncelik verirken demokrasiye geçişi geciktirmek vahim bir hatadır. Yanlıştır. 
Demokrasi, hukuk devleti ve ekonomi birbirinden ayrılamaz.Bileşik kaplar gibidir.
Ekonomi;demokrasi ve hukuk devletine dayanarak büyüyebilir. Yirminci yüzyılın sonunda gerçekleşen ve yukarıda değinmiş olduğumuz olaylar da bunun kanıtıdır.
Simdi, bir de tarihimize bakalım.
Bizans'ın,Osmanlı Devleti üzerinde çok etkili olduğu tartışılmaz.Özellikle de,  Fatih'ten itibaren..
Bizans'da,  kuvvetler ayrımı ve hukuk devleti kavramları olusmamıştır.
Hatta Roma Imparatorluğu, antik Yunan Demokrasisini diktatörlüğe çevirmiştir.
Bu miras;Osmanlı'ya aktarılmıştır.  
Bizans, elbette, Osmanlıyı etkileyen tek kaynak değildir. Orta Asya kaynaklı Türk-Moğol devlet kavram ve anlayışı da Osmanlı'yı etkilemiştir. Bu anlayışta, siyasi otorite bağımsız ve mutlaktır.
Kaynağı da; töre/yasa/kanunnamedir. 
Moğol egemenliği döneminde yasa hukuku,tüm Orta Doğu İslam devletlerinde devletin üstün hukuk düzeni anlamına geliyordu

Türkiye ve  sömürgeciliğin pençesine terk edilen diğer İslam Devletlerinin bu kavramların dışında kaldığını görüyoruz.
Sayyid Kutub gibi aydınlar sosyalizmden etkilenir ve batı ile ilgili her şeyi toptan reddederlerken, Osmanlı aydınlanmasının ardındaki Namık Kemal, Ziya Paşa ve Ali Suavi gibi Türk aydınları Batı ile ilgileniyor, onu anlamaya çalışıyor ve batı kuramlarını almayı düşünüyorlardı. 
Bizzat Atatürk'ü, Osmanlı Aydınlanmasının bir ürünü olarak görmek mümkündür. 
Türkiye'de,  kesintilere rağmen, demokrasinin diğer İslam Ulkelerinden çok daha ilerde bulunmasını bu tarihsel gerçeklerle açıklayabiliriz.

Sonuç olarak:
Türkiye'de demokrasi var mı?
Türkiye hukuk devleti mi?
Turkiye'de güven duyulan bir devlet kurumu kaldı mı?

Bu soruların cevabıdır gercekler.
Surekli yalan söyleyen siyasetçiler..
Sandığa indirgenen müfliç(felçli) demokrasi..
Zerre kadar güven duyulmayan, halkına yalan söyleyen, halkını sömüren, zulmeden bir devlet!

Sorumlu ?
Dış güçler!
İnandırıcı mı?..
Bir karar verin artık.

YORUM EKLE