Google’da son 2 yılda Türkiye’de araması en çok artan kelimelerin başında intihar geliyor.

Ülkemizde son 20 yılda yaklaşık 60 bin kişi intihar ederek yaşamına son verdi. 

Jandarma Genel Komutanlığının 2020 faaliyet raporuna göre Türkiye’de intihar ederek yaşamını yitiren kişi sayısı 2020’de günde ortalama 9 kişi sınırını aştı.

Uzmanların, intihar girişimlerinin tamamlanmış intiharlardan 10 ile 40 kat daha fazla olduğunu belirtmeleri göz önüne alındığında Türkiye’deki yıllık intihar girişimi sayısı 40 bin ile 150 bin arasında bir değere ulaştı!

***

Karl Marks der ki…

Eğer intihardan biri suçlanacaksa, suçlanması gereken geride kalan insanlardır. Çünkü bu güruh arasında, intihar eden insan için uğruna hayatta kalmayı hak edecek tek bir kişi bile yok demektir.

Bu nasıl bir toplum? İnsan, milyonların ortasında en derin yalnızlığı yaşıyor, hiç kimse farkına varmadan dayanılmaz bir şekilde kendini öldürme arzusuyla kahrolabiliyor…

***

İntihar sadece bireysel mi olur?

Bir ülke intihar etmez mi?

Günümüzde bunu yaşıyoruz...

Bir ülke göz göre göre intihar ediyor!

***

İç İşleri Bakanlığı’nın verilerine göre Türkiye’de yaşayan kayıtlı Suriyeli mülteci sayısı 3 milyon 762 bin 385.

Kayıtsızlarla beraber toplam sığınmacı sayısı 8 milyonu buluyor. Yani nüfusun 10 da biri.

Bu arada 201 bin Suriye uyruklu kişi Türk vatandaşı oldu.

Kritik sınır şehirlerimiz olan Kilis’in yarısı, Hatay’ın ise 4’te 1’i Suriyeli.

Ülkemize kaçak yollardan giren on binlerce Afgan, Iraklı, İranlı, Pakistanlı ve Afrikalı göçmenleri saymıyorum bile…

Dünya nüfusunun ortalama yüzde 3’ü göçmenken, Türkiye’de dünya ortalamasının 4 katı göçmen yaşıyor.

Artık kendi mahalleleri, apartmanları, işyerleri var. Dükkânlarına “Yabancı çalışamaz” yazıları asıyorlar.

Bu ülkede market broşürleri, gıda ambalajları, trafik tabelaları Arapça yazılıyor. Almanya’da 4 milyonun üzerinde Türk yaşamasına rağmen bir tane bile Türkçe tabela yok!

Çocukları istedikleri okullara gidiyor ve öncelikli sağlık hizmetinden yararlanıyorlar.

Kendi yetiştirdiğimiz doktorlara “Giderlerse gitsinler” denilirken yerlerine Suriyeli Türkçe bilmeyen doktorlar atanıyor.

Açıklanan resmi rakamlara göre mülteciler için ülkemizin kasasından 40 milyar dolardan fazla para harcandı.

Yani…

Her birimiz kişi başı milli gelirimizinden mülteciler için yılda 500 dolar ödüyoruz.

***

Bu resmi veriler ortadayken…

Sanki 5000 yıllık kadim bir millet değilmişiz gibi “Türk dediğin bir sentezdir, Türk diye bir ırk yoktur” denilebiliyor;

Sanki Anadolu’ya Malazgirt Zaferiyle değil de otobüs firmalarıyla taşınmışız gibi “Herkes bir yerlerden gelmiş, biz de Moğol steplerinden gelmişiz” denilebiliyor;

Sanki herhangi bir dünya ülkesinde Türklere burada mültecilere tanınan haklar tanınıyormuş gibi “Laf salatasını bırakın, onlara ev sahipliği yapmaya devam edeceğiz” denilebiliyor;

Sanki mülteci konusu dinle ilgili bir konuymuş gibi “Bu insanlara sahip çıkmak İslami bir vazifedir” denilebiliyor.

Sanki bu ülkedeki 23,5 milyon insan açlık sınırının altında yaşamıyormuş gibi mültecilerin emeğini sömürerek sosyal güvenliksiz ve asgari ücretin altında çalıştırıp “Onlar giderse iş adamları isyan eder” denilebiliyor.

Yani görünen o ki…

Bir ülke göz göre göre intihar ediyor!

***

Tüm bunlar yaşanırken…

TÜİK, Nisan ayı gıda enflasyonunu %89,1 olarak açıkladı. Küresel gıda enflasyonu ise %29,8. Yani ülkemizde dünyadan üç kat daha fazla fiyat artışı var!

Sanki…ekonomik kriz ve yoksulluk konuşulmasın ama mültecilerle ilgili bir kıvılcımla ateşe sürüklenelim gibi bir hava var.

Bu oyuna gelmemek ve ergen muhabbetine girmeden adamakıllı ve acil çözüm gerekiyor!

***

Sözün özü…

Türkiye ve Türklük sığınmacı zihniyetine feda edilemeyecek kadar değerlidir…

Ne demişti Fransız filozof Voltaire…

“Sıradan hırsız paranızı, cüzdanınızı, bisikletinizi çalar. Siyasi hırsız ise geleceğinizi, hayallerinizi, sağlığınızı, gülümsemenizi çalar. İkisi arasındaki fark; sıradan hırsız sizi seçer, siyasi hırsızı ise siz seçersiniz.”