Image-30

Çoğu zaman yazılan bir senaryonun içinde figüranmış, ipleri başkası tarafından oynatılan bir kuklaymış gibi hissediyoruz kendimizi hayatlarımızın içinde. Bizim değil, başkalarının istedikleri doğrultusunda ilerleyen bir kurgunun içinde kayıp gidiyoruz her birimiz.

Çünkü istediğimiz kararları, dilediğimiz eylemleri hayata geçiremiyoruz çoğu zaman. Hayat koşullarımız, çevremizdeki olaylar gereğinden fazla etkiliyor her birimizi, hayatımızda bir nebze de olsa söz sahibi olan o insanların sesi çok gür çıkıyor bazen. O kadar gür çıkıyor ki kendi sesimizi duyamaz bir hale geliyoruz. Tüm bu kargaşada ‘Tamam.’ diyoruz aslında tamam olmadığımız çoğu şeye. İstemesek de aldığımız o kararları yürürlüğe koyuyoruz hayatımızda.

Bu yüzden istediği bölümü okuyamıyor çoğu genç, onun ne istediğini sormadan ‘Sen başarılısın ya doktor ol ya mühendis’ yargısını sunuyor önüne, seçme şansı bırakmıyor. Bu yüzden yıllarca mutsuz dahi olsa sevmediği bir işin içine hapsoluyor insan, ‘Düzenli bir işin var daha ne istiyorsun?’ diyenlerin illüzyonuna kapılıp mutlu olduğunu zannediyor. Bu yüzden çoğu insan bir kurgunun içinde kayboluyor, ne istediğini önemsemeden ‘sözde’ doğru olanın, çevresi tarafından kabul görenin peşinde bir ömür sürükleniyor.

Koşullar neyi gerektirirse gerektirsin, unutmayın ki her birimizin yaşayacak sadece bir ömrü, bir hayatı var. Kabul gören doğruların değil, kendi doğrularınızın ışığında sürdürün hayatınızı. İplerini elinize alın hayatınızın, alın ki yetmiş yaşına gelip arkanızı dönüp baktığınız da pişmanlıklarınız değil mutluluklarınız size göz kırpsın…