Sabah kalk

Yüzünü yıka

İki lokma bi şeyler ye

Sonra, eğer birazcık şanslıysan bu ülkede, zar zor bulabildiğin bir işe gitmek için sabahın köründe yolları dökül...

Mühendissen çaycılık

Mimarsan sekreterlik

Kimyagersen garsonluk, pazarcılık yapman içten bile değil bizim bu ellerde

Bu meslekleri küçümsemiyorum tabi ki ama çoğu genç pıtırak gibi çoğalan kalitesiz  üniversitelerden hesapsız kitapsız, ihtiyaç var mı yok mu bakılmadan mezun edilirse ve bir de ülkede işsizlik diz boyu ise kim nerde iş bulursa işte..

Ne kepaze bir sistem ama değil mi?

Tuzu kurular her daim ballı börek, ötekiler artık ne bulursa...

Ne tarımda, ne sağlıkta, ne eğitimde hiç bir şeyde iler tutar bir planlamamız yok ki

El yordamıyla, cahil cühela çapsız yöneticilerle geldiğimiz durum bu maalesef..

Bütün gün üç kuruşa çalış, sonra da rezil bir trafikte çileden çıkmış vaziyette eve gel, iki lokma bir şey ye, eğer bu paralarla bi kaç bardak çay içebilirsen ne ala, sonra da yat; yeni bir sabaha, yeni dediysem lafın gelişi sıkıcı bir rutine kalk bir daha...

Eline geçen üç beş kuruşla ancak bir şeyler geçerse boğazından ne ala. Yoksa hayata dair, keyfe dair her şey sana çok görülür; sadece iki lokma ye ve şükret ki bu rezil düzen ve düzenler değişmesin, e tabii düzülenler de..

Ama aptallık hepimizde, sorgu yok, sual yok, hesap sorma yok; sadece şükür. Sen aptal olursan tepene binen çok olur, kuraldır...

Hayat mı bu?

Bunun için mi geldi bunca insan dünyaya, dünyaya dediysem bizim coğrafyaya yani

Çünkü coğrafya kaderdir

Doğduğun yer kaderindir

Yoksa dünyada insanca, nezaketle, keyifle, gülümsemeyle yaşamanın ne olduğunu her gün iliklerine kadar hissedebileceğin öyle güzel topraklar var ki

Orda her gün çiçekler açarsın, her gün yeni bir bahara uyanırsın

Uyanmak keyiftir

Çalışmak keyiftir oralarda

Sohbetler hayatın rengidir

Yaşamak dibine kadar ne coşkuludur

Oralarda seni yönetmek, sömürmek için uydurulmuş kurallar yoktur

İnsanca yaşamanın ne demek olduğunu daha ilk adımlarında anlarsın...

Bizim çapsız yöneticiler gibi medeniyetsizler yönetmez oraları

Konuşmak yasak

Gülmek yasak

Şarkılar yasak, hatta saatlerle sınırlı

El ele tutuşmak yasak

Öpüşmek yasak gibi bir sürü toplumsal zırvalar yoktur oralarda...

Güneşle mis gibi için kıpır kıpır uyanırsın, bizim gibi için öfke dolu değil

Güle oynaya gidersin işine, bizim gibi tıklım tıkış sersefil değildir toplu taşımaları

İnsanlar mis gibi kokar ama  sen burnunu tıkamak zorundasındır buralarda

İnsanlar orada da şükrederler şüphesiz ama insan gibi şartlar içindir teşekkürleri. Bizim gibi vara yoğa, insanın insana dayattığı öğretilen saçmalıklara değil...

Misal güya temizlik imandan gelir bizim iklimde değil mi? Gir bak bakalım bir kere adamların ibadethanelerine, içinden çıkmak istemezsin; bizde ise tuvaletlerine bile girmenle koşarak çıkman birdir. Yalan mı?

Sanat vardır oralarda, şiir vardır, şarkılar vardır

Resim vardır, heykel vardır..

Biz de ise işlerine gelmedi mi hemen içine tükürüverirler sanatın, çünkü hayatları iki paralıktır, vizyonları ise beş para etmez...

Jelibon çıkar misal bizim topraklarda, şükür : ) ve halay çekerek kutlar bizimkiler de; ne içtilerse artık. Onlar da ise jelibon melibon madenleri yoktur ama zehir gibi, zıpkın gibi özgür yetişmiş insan madenleri vardır...

Elin gavuru da normal yolları bırakıp başka yerleri ile güler her gün bizim bu komedi hallarımıza da; biz tınmayız bile. Üstelik açık oturuma çıkar bunu bir de  açıklarız büyük bir ciddiyetle. Ve biz ülkenin kalbini ayrıca bunlara emanet ederiz ki Allah bile bu aptallığımızdan bizi insanlıktan çıkarsa yeridir yani...

Ama bizde geri vites asla olmaz, neremizden anladıysak ‘ileri’ gitmeyi artık; hep bu gibi saçmalıklarda son sürat tam yol ileriyizdir..

Yaşamak eziyettir bu topraklarda;

Güneş var

Toprak var

Su var

Bereket var ama her şeyin dört dörtlük yoksulluğu elhamdülillah bizdedir...

Ve insan fakiri bu coğrafyalarda Godot’ yu bekler gibi bir kurtarıcı bekleriz ki o da bir kez gelmiştir kurban olduğum, ama erken gitmiştir maalesef. “Kötüler çok yaşar” derler ya bu ne doğru bir tespittir, gitmesi gereken bi sürü insan kazık kakmaya gelmiş gibilerdir misal...

Ahh bi bilebilsek aslında bu çorak kaderi değiştirmenin elimizde olduğunu

Bi ayağa kalkıp, üstümüze serilen ölü toprağını bir atabilsek bizler de keyifle yaşayacağız kula tapmadan insanca da ahh işte...

Biz acıya, sefalete bile şükretmeye şartlandırılmış bir milletiz, düzen devam etsin diye. Bu yüzden zerre sorgulamayız nedir bu bize reva görülen hayat diye...

Kendi düşen ağlamaz da olan kurunun yanında yaşlara da oluyor ne yazık ki...