'Kalan'

“Eşim Almanya’dan kaset doldurup yollamış. Bütün ev teybin başındayız. Eşim kasette “İyisiniz inşallah” diyor, bütün ev “İyiyiz iyiyiz” diyor. “Köye kar inmiştir” diyor, herkes “İndi indi” diyor. Neler olup bittiğini, kendisinin neler yaptığını anlatıyor. En son anasını, babasını ve köydeki herkesi anıyor, “kalanlara da hasretle selam ederim” diyor.

O “kalan” bendim işte!”

***

Murathan Mungan der ki “İnsan hep bilmediğinden değil ya; bazen de bildiğinden susar. Edep bilir susar, sabır bilir susar, saygı bilir susar, sevgi bilir susar. Bazen de anlayanı olmadığını bilir susar.”

***

Anlamak…

Karşındakinin acısını, sevincini, öfkesini, korkusunu, endişesini anlamak.

“Ağlayanı güldürmenin, ağlayanla ağlamaktan daha değerli olduğunu anladım” derdi Can Yücel.

Mutluluğun anlamakla başladığını, birini anlamadan sevmenin mutluluk vermediğini anlamıyoruz bir türlü.

Anlamaya çalışmaktan mümkün olduğu kadar kaçıyoruz. Karşımızdakinin yalnızca anlık tepkilerini göz önüne alıp anladığımızı sanıyoruz, anlamak için hiç emek harcamıyoruz.

Sezai Karakoç ne güzel ifade etmişti “Anlamak masraflı iştir; emek ister gayret ister samimiyet ister. Yanlış anlamak kolaydır oysa. Biraz kötü niyet, biraz da cahillik kafidir.”

***

Bazen her şey üzerinde çok fazla düşünmek ve anlamak da rahatsızlık verebiliyor. Dostoyevski, Yeraltından Notlar kitabında şöyle diyor “Size yemin ederim ki, gereğinden fazla anlamak bir hastalıktır, gerçek bir hastalıktır.” Pessao da ekliyor “En çok anlamak yoruyor bizi. İnsan, her şeyi anlamaya çalışmanın yok ettiği o şeydir. Bilen ıstıraptadır, anlayan ölür.”

Anlamak kendini tanımakla başlar. Kendini tanımayan birinin başkasını anlaması mümkün değildir. Ayrıca, kendini tanımayan birinin başkaları hakkındaki fikirlerinin de hiçbir hükmü yoktur.

Zira insan, başkasına varmak için kendinden yola çıkar…

Bir de anlamadan inananlar var ki, bunlar en tehlikeli insan tipidir, az anlayan çok inananlar!

***

Bazen de anladığımıza pişman olduğumuz şeyler vardır. Anladıkça uzaklaşmak ve unutmak isteriz.

Selin Köken, Şubat Kışı şiirinde şöyle anlatıyor bunu “Keşke diyorum keşke, hiçbir şey bilmeseydim. Suya bakıp dursaydım ömrüm boyunca, bir ırmağın kenarında, bir denizin ortasında. Ya da kalbim, sınırsızlığın müziğini bulmuş, varlığın şarkısına kendini bırakmış bir okyanusa kansaydı keşke.”

***

Anlamak için önce kendini tanımak sonra da emek harcamak lazım.

Yani…

“Kalan” olmamak için anlamak lazım!

***

Peki siz anlıyor musunuz beni?

Farz edelim ki yazdıklarımı anladınız.

Ya anlayamadıklarınız…?

Ya yazıp da sildiklerim…?

Ya yazamadıklarım…?

YORUM EKLE
YORUMLAR
Y.Hakan Özön
Y.Hakan Özön - 3 ay Önce

Ne kadar doğrudur "anladım" demek, bilemiyorum. Ve tahmin etmeye çalışmak yazılıp silinenleri ve hiç yazılmayanları. Çok zor bir görev yüklemişsiniz bu sefer sayın Hocam. Ama isteyene beyin egzersizi yaptırmanın mükemmel bir yolu olmuş, elinize kaleminize sağlık Hocam, bu arada "düşünüyorum " ve epey sürecek galiba...

Serdar
Serdar @Y.Hakan Özön - 3 ay Önce

Zaten onun için anlamak emek istiyor sevgili dostum. Aslında pek çok şeyi sadece anladığımızı sanıyoruz.

Kenan VURAL
Kenan VURAL - 3 ay Önce

Her şeyi İYİ anlamak.
Kalemine sağlık kıymetli hocam

M.GİRAY
M.GİRAY - 3 ay Önce

Yüreğine kalemine sağlık