Kente döndüğümden bu yana hayatımda hiçbirşey değişmedi.. Eklenenler var elbette: aile evimin sıcaklığı, tencere yemeği. Kendi kendime ve kedilerimle konuşmalarımın dışında aile üyelerimle konuşuyorum farklı olarak.

*

Çalışıyorum evet.. Gündem tersine zaten müsaade etmiyor. Kentte olup bitenleri takip ediyorum elbette ama istisnasız hepiniz gibi Türkiye genelinde olup bitenlerden hiçbirşey kaçırmaksızın takip ettiğim daha doğrudur.

*

Kentten uzak zamanlarımda ‘telefon’la konuşmaktan da uzak tuttum kendimi, gerekli haller dışında.. Aile üyelerim dışında.. Bunu da isteyerek yaptım kentten uzakken.

Bu durum kente döndüğümden bu yana da değişmedi. Sevmediğimi farkettim anlamını bende çoktan kaybetmiş, aynı tas aynı hamam konuşmaları.

Hem rutin, basmakalıp hal hatır sormaların ya da araya giren o an gülümseten ama telefonu kapattığın anda anlamını yitiren kısa ya da uzun sohbetleri..

Fuzuli zaman harcamadan, yazışarak amaç her ne ise çarçabuk ulaşabiliyorsun ona; hem de aynı anda kaç kişi ve konuyla ilgili üstelik.

Bi de yalan yok, bir siyasetçinin telefonu 'azaphane'dir bir de gazetecinin. Açınca telefonu, çoğunlukla bana dert olur bilirim.  Ondandır belki de sebebi, telefonla ilişiğimi kesişimin.

Hem izlediğim bir videoda Elon Musk’ın da telefonla konuşmadığını duydum. O da benim gibi yazışarak hallediyormuş tüm işlerini.. İçime saçma sapan su serpildi. Demek ki çok da aykırı değilim ‘şimdiki zaman’a diye de poh pohladım kendimi.

*

Bir dostum yazdı.. Diğer dostumla konuşmuş. Bir akşam yemeğe gidelim üçümüz diye düşünmüşler. Havalar daha da soğumadan.

‘Asabi alerjiydi, tansiyon mansiyondu uğraşıyorum, şu olup bitenlerden keyfim de yok; en fazla neşenizi kaçırırım. Beni boşverin siz gidin ve benim için de keyfini çıkarın’ dedim.

Kabullendi, rahatladım.

*

Bir dostumla basket maçı oynamak hevesindeydim. Ama o gün hava çok soğuktu. Dedi gel konsere gidicem, Yetkin Dikinciler ile Türk Pavarottisi’ni kaçırma..

Kafamdan hızlıca geçti: Dostum haklı; basketbol oynamaya kalksak totomuz donar, konser? İsimler sağlam gerçekten..  Ama korona? Ele verir talkımı kendi yutar salkımı mı dedirteyim? Kapalı alanda korona zamanında konser de neymiş..

Sabah aradım, ‘sen konserin keyfini seninle çıkaracak daha neşeli birini hak ediyorsun kuzum, başka zaman görüşürüz’ dedim

Kabullendi, rahatladım.

*

Bir dostum aramış.. Gerçekten telefon yakınımda değildi, üşendim masamdan gidip almaya. Aradığını görüp yazdım, cevap verdi: Hala Milas'ta gibisin...

*

30 Ekim'den bu yana bu anlattığım örnekler gibi benzeş enstantaneler yaşadım, hepsini yazmıyayım şimdi burda. 

14 Aralık.. 1.5 ay olmuş kente dönüşüm.  Daha hala kimseye dönmemişim.

Hayatımın hiçbir döneminde ‘eve-evcimenlik’ e uzak biri olmadım ama şu 2 senedir olup bitene ancak ve ancak ‘çağsal evrilme’ yaşıyorum derim kendim için..

AKP ve tek adam iktidarının hayatımızda herşeyi karaya çaldığı yetmezmiş gibi, pandemi de çikolatalı sosu oldu bu evrilmenin. Net.

*

Öğrenilmiş çaresizlik midir yaşadığım yoksa? Bir arkadaşımın söylediği gibi 'onların da istediği bu mu?'

Depresyon desem? O zaten var ama tuhaf bir şekilde mutluyum da bu ıssızlığımda.. Kendime kalan saatlerde kendimi geliştirmek için okuyor, izliyor, yazıp çiziyorum da.

‘İnsan sosyal bir varlıktır’a çok uzun zamandır meydan okuyorum kısaca.

Ben radikal bir örneğim belki ama bana benzeyen milletin yarısını da temsil ediyorum kanımca..

*

Gece 12’de ‘Müzik sesi kapatılacak, kapat!’ yasağı sürüyor ülkemde halen öyle değil mi?

Korona tedbirlerinde kalkmamış tek yasak kaldı bu, öyle dediler. Ben şu ana dek anlamlı/anlamsız alınmış tedbirleri, koyulmuş yasakları takip etmeyi bıraktım çoktan: Maske, mesafe, hijyen, kapalı alandan uzak kal maddeleri yeterli benim için.

Ha! Bi de kente dönebilmek için uçağa alsınlar beni diye 2 sinovac yaptırdım babalar gibi, unutulmasın!

Sahi son kullanma tarihi geçmiş olabilir mi acaba vurulduğum aşıların? O yüzden mi alerji döktü yoksa her yanım uyuz kediler gibi, kaşınmam o yüzden mi oldu yoksa? Cevaptan kimse emin olamaz, artistik yapmayın.

*

Gerçeküstü zamanlardan geçiyoruz.

Marketlerde günde 2 kez ürün etiketleri değişiyor.

Önümüzdeki ay, kıtlık da başlayabilirmiş.

Babamın canı çektiği bişey varsa sorup alayım sahi, 2 gündür markete gitmedim. Gidip delleneyim biraz.

*

Maliye Bakanı demiş ki ‘size ne olacak en fazla maaşınızı kaybedeceksiniz. Bense neler neler..’

Bu minvalde saçmalamış. Detay çok önemli değil, kalını bile yeteri kadar GAF. Aşiret reisinin oğluymuş, pek dürüst bi görüntü veriyor ama..

Örneğin ‘bu ekonomi dışgüçler yüzünden mi bu halde’ diye sordu kadın

‘dış güç falan yok’muş.

Sağolsun. Demek ki biz toplumun yüzde ellisi aklımızı kaçırmamışız henüz.

Bizi teyid ettiği için içimden ne kadar minnet duygusu uçuştu bilemezsiniz. 20 yıldır unuttuğumuz bir şeydi. Herşey SÜRREAL yani herşey, tüm olup bitenler, yaşananlar gerçeküstü devam ederken, bir gerçekte ortaklaştık karşı düşüncenin insanıyla, bakan diğerleri gibi takoz ama olsun. Pek bi dürüst görüntü veriyor.

*

Bu uzar gider..

Yazarım bilirsiniz.

Ama size de yazık.

İnsanların zaten bildiklerini onlara tekrar tekrar, tekrar ve tekrar evir çevir yazmak çok kaba bir iş gibi geliyor artık bana..

Hergün köşe yazanlara hayret duyguları fışkırtıyorum örneğin.. (Hala hayret edebildiğim şeyler oluyor, hayret!)

Bi de yazılanlara bakıyorum, aşırı vasat ve hiçbir hedefe ulaşmayan anlatımlar.

Ya da 'görünmez patronları'na yaranan tam isabet atışlı yazılar... 

*

Şu reklamlara ayarım hayatımda hiç olmadığım kadar.

Getir yemek götür yemek

Ha bire gırtlakla ilgili anlaşması çok önce yapılmış süren reklam filmleri, gırla.

Büyüğünü geçtim, küçücük çocuklar nasıl imrenmez o nefis gözüken yiyecekleri görüp de.

Reklamlarınız batsın! 

Olsun, muhalif siyasiler zikredip duruyor: Türkiye'de hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek..

Tamam o  zaman. Biz konudan uzak olanlar başımızı yastığa koyup mis gibi uyumaya devam edebiliriz bu gece de. 

*

Uyumak dedim de…

Uyanacakları var ise şayet, 

Muhalif liderler o 13 yaşındaki çocuğu izlesin bence.

‘Muhalif haykırışı nasıl olur’ tek derste 2 dakika içinde izleme imkanı bulmuş olurlar.

*

Bu milletin yarısından fazlasını ardına alıp da 20 yıldır bir halt becerememiş muhalefet o 13 yaşındaki evlada kurban olsun!

‘Üzerimdeki kıyafetler bana ait değil, hep çevreden yardım’ diyen diğer emsal yaştaki kız çocuğunu da yaradana ben kurban olayım!

Sahi? Muhalif liderler ve vekilleri, ‘konfor alanınız’dan sıyrılıp da, seçimi itidalle bekliyoruz ayağı yapmayı daha ne kadar sürdüreceksiniz acaba?

Sine-i Millet aklınızın ucundan geçer mi ki bir gün

O gün gelir mi ki acaba?

Yemin ederim Erdoğan’ın tahtından inmesinden daha da fazla sevinicem sizlerin o koltukları terketmenize. Şaşkınlık dolu bir sevinç yaşayacağıma eminim. ‘Başardılar, konfor alanlarını terkedebiliyorlarmış demek ki vatan millet için’ diyeceğim.

*

Birer miting yaptınız, geçti gitti..

Siz de Muharrem İnce gibi GAZ almak için mi dolanıyorsunuz yoksa sadece ey muhalefet liderleri?

İyi.

Bu yazı artık bitmeli.

Bir başka monologda görüşürüz.

***

Not: 7x24 Kocaeli ailesi ve ailemize yeni eklenecek kıymetli dostlarımız ile 03 Ocak 2022'de yani 5.yaş günümüzde  yeniden ofis ortamında olmayı planlıyoruz. Ama artık hiçbirşeyi öngörülemeyen bir ülkenin evlatları olarak ekleyelim hemen: KISMETSE!