banner119

Gölcük depremi; İzmit’te 20. Yüzyılın son anlarında hepimizde yıllar geçse de kazınamayacak izler bıraktı.

Deprem, “geliyorum” dedi!

Hiç kimse umursamadı.

Milattan Sonra 357 yılında o zamanki adı MİSİS, şu andaki ismi CEYHAN’da büyük bir deprem yaşanıyor. Roma’nın Misisi Valisi, bu depremde canını zor kullanıyor. Ve imparator onu, Nicomedia’ya vali atıyor.

İmparator, Nikomedia’yı mavi ile yeşilin bir arada olduğu bir cennet ve sepet büyüklüğündeki İstakoz’ların yer aldığı bir körfez olarak tanımlıyor.

Vali, Nicomedia’ya yani İzmit’e geliyor, 1 yıl sonra 24 Ağustos 358’de büyük bir deprem San Andreas fay hattının başlangıç noktası Nicomedia’yı yerle bir ediyor. 37 bin kişinin öldüğü bu deprem sonrasında, 5 Aralık 362’de yaşanan ikinci büyük depremde 35 bin kişi daha yaşamını yitiriyor.

Misis ve Nikomedia depremleri, şair Libanius’un “Nicomedia’ya ağıt şiirleri” binlerce yıl öncesinden bu kentte yaşayanların çektikleri acıları bize taşımış, ama biz hiçbir şeyden ders almamışız.

19 Mart 1999’da, yani 17 Ağustos depreminden 5 ay önce KYÖD’de, “Kocaeli Depreme Hazır mı” konulu bir panel yapıldı. O zamanın valisi, şimdi FETÖ’nün “Vali İmamı” olarak tutuklu olan Memduh Oğuz, bu panele Vilayet adına hiçbir yetkiliyi göndermedi. Ancak, aynı vali, deprem sonrası bizleri ortalık karıştırmakla suçladı. Bu panel, Radyo KYÖD konuşmaları ve TV 41’deki deprem programı ile unutturulmak istenen bir konuyu gündeme taşıdı. Herkesin her depremde aradığı, fikrini aldığı Oğuz Gündoğdu ismi bu çalışmayla ortaya çıktı. Oğuz hoca, beklenen deprem anında ortaya çıkacak problemleri ve çözüm yollarını açıkladı. Ancak, bu anlattıkları herkese bir masal gibi geldi! Sonra o acı gerçekle karşılaştık. 19 yıl sonra bile hala gözlerimiz önünden gitmeyen ve gitmeyecek olan acı gerçekle.

O felaketi yaşayan insanların unutamayacakları o anılar unutulamaz.

16 Ağustos’u 17 Ağustos’a bağlayan o gece saat 03.02’de, önce düşey atımlı sonra çevirmeli bir deprem yaşadık. İzmit’in en yüksek binaları İGSAŞ Gökdelenlerinde düşen TÜPRAŞ bacasının yarattığı yangının kıpkızıl ışıkları içinde bir dehşet anı yaşıyorduk. İnsanlar neye uğradıklarını bilemiyorlardı. Yol boyunca yıkılan binaların üstüne çıkan insanlara bir anlam veremiyorduk. E-5 kapandığı için, Plaj Yolu’na girdik. O karmaşada bir tanıdığı gördüğümüzde seviniyorduk. O ara kadim arkadaşım Mustafa Küpçü’yü gördüm. Mustafa’nın bir elinde purosu, diğer elinde bir bez vardı. Daha sonra o bezin ne işe yaradığını sorduğumda, “arabanın camını siliyordum” dedi! Panik ve şaşkınlık, akıl almaz boyutlara çıkmıştı. Mustafa ve Sevil’in sağ olduklarını gördük ama, hal hatır bile soramadık! Günün ilk ışıklarıyla bu havadan kurtulduk ve birbirimize yardıma koştuk. Gölcük’e vardığımızda, oğlumun o akşam kaldığı binanın yerle bir olduğunu gördük. Sonra, Deniz Hastanesi bahçesinde, serum bağlanmış olarak onu bulduğumuzda mutluluktan ağlıyorduk. Günlerce hastane bahçesinde çimenler üzerinde yattık. Paranın hiçbir hükmünün olmadığı günler yaşadık.

“Kocaeli depreme hazır mı?” demiştik, hazır olmadığını gördük! Bugün de hazır değiliz. Bugün bu kentleri yönetenler, yine “takdiri ilahi” diye sıyrılacaktırlar! Bu akşam yapılacak törenlerde dualar edilecek, Mevleviler dönecek, gülsuyu dağıtılacak. Önlemlerle ilgili kimse hiçbir şey söylenmeyecek! Ama beklenen depremin ayak sesleri giderek yükseliyor. 17 Ağustos depremi o kadar çok soruyu arkasında bıraktı ki, bu soruların bir an önce yanıtlanması gerekiyor. Çünkü, zamanımız çok az kaldı.

Deprem sonrası tüm elektronik kayıt sistemlerinin kayıtları Genelkurmay tarafından toplandı! NEDEN? Ve bu kayıtlar şimdi neredeler? Depremin unutulmaz resimlerinden biri, sol eliyle göğsüne bastırdığı ekmekleri tutarken, diğer eliyle de gözyaşlarını silen bir yaşlı adamın resmiydi. Bu fotoğrafın gizemi yıllar sonra ortaya çıktı. Şu an hayatta olmayan bu yaşlı adam, ekmekleri almış ama bütün ailesini depremde kaybettiğinden o ekmekleri götürecek kimsesi kalmadığı için ağlıyormuş!

“Allah böyle bir acıyı bir daha yaşatmasın” diye duacıyız ama biliyoruz ki, büyük bir depremi daha yaşayacağız.

Aynı acıları tekrar yaşamamak dileğiyle.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.