Image-1

Jose Saramago’nun en bilinen ve belki de en çok ses getiren eserlerinden biridir ‘Körlük’.

İki senedir boğuştuğumuz korona mikrobu sayesinde artık her yaştan insanın tanıştığı pandemi kavramının bir benzerini ele alıyor yazar bu kitabında. “İnsandan insana, kontrolsüzce bulaşan bu mikrop bir grip mikrobu değil de insanları kör eden bir mikrop olsaydı ne olurdu?” sorusunun cevabını veriyor bize kitabında.

Birden bire, hiçbir sebep olmaksızın evden işe dönen bir adam kırmızı ışıklardan geçerken aniden kör olur, bu körlük gözümüzü kapattığımızdaki gibi karanlık değil, beyaz bir körlüktür. Üstelik bu körlük aynı bir grip mikrobu gibi hızla etrafa yayılarak tüm insanlığı beyaz bir ışığın içine hapsetmeye başlar.

Kitabı okudukça, teker teker görme duyusunu kaybeden insan sayısının artması ile sadece gözleri değil ahlakı da körelen insanoğluna şahit oluyoruz her birimiz. İnsanların gözleri görmedikçe yavaş yavaş yok olmaya başlayan toplumsal ahlakı, saygıyı, adaleti, hoşgörüyü, eşitliği ve özgürlüğü anlatıyor bize Jose Saramago kitabının her sayfasında. Artık kimse görmediği için tuvaletini sokak ortasına yapmaya başlayan, ne de olsa kimse kirli saçlarının farkına varmayacağı için haftalarca duş almayan insanoğlundan kesitler görmeye başlıyoruz.  Tüm bu anlatımları ile insanoğlunun bir görme duyusuna bağlı olan ahlakını eleştiriyor yazar, birbirimize olan saygımızın, hoşgörümüzün, ahlakımızın nasıl bir pamuk ipliğine bağlı olduğunu anlatmaya çalışıyor her birimize.

Olur da bu yazıdan sonra bu kitabı okuyanlarınız olursa sizden bir isteğim var. Gözlerinizi beş dakikalığına kapatıp bir düşünün, ya gözlerinizi bir daha açamayacak olsaydınız hayatınız nasıl olurdu? Ya tüm dünya gözlerinizi kapadığınızda hapsolduğunuz karanlığın içine gömülseydi? Ya Covid 19 bir grip değil de, körlük mikrobu olsaydı ne olurdu? Sonraki sabah kalktığınızda yine duşunuzu alıp saçlarınızı tarar, iş kıyafetlerinizi giyip hazırlanarak işinizin yolunu tutar mıydınız?

“Asıl körlük, umudun tükendiği bu dünyada yaşamaktı.”