Atatürk’ü hiçbir zaman aklımızdan, yüreğimizden çıkaramıyoruz. Ama bugün başka bir gün…

Bu güzel vatanda 10 Kasım’da O’nu anmayan kimsenin bulunmadığı günler de gördük. O zamanlar farklı bir şeyi düşünemiyorduk bile.

Öyle bir döneme geldik ki, öyle bir zaman dilimi içinde yaşıyoruz ki, şaşkınız.

Onu köle olmaktan, dünyanın en büyük değeri özgürlükten uzak kalmaktan kurtaran, hurafeler dünyasından aydınlık bir dünyaya ayak basmasını sağlayan bu büyük insana, onun kurduğu Diyanet’in bir hayır duasını çok gördüğü günler yaşıyoruz. Biliyoruz ki bu sorumlu bir kişinin tercih meselesi değildir. Bunu sağlayan egemen güçler vardır.

Biz Atatürk’ü hiçbir zaman yalnız mavi gözleri, sarı saçları için sevmedik. O’nun gözleri siyah, saçları kahverengi olabilirdi. O çok yakışıklı, çekici bir insan olmayabilirdi. Ama bu durum, ortaya koyduğu özgürlük mücadelesi, halkına daha uygar bir yaşam yolu açması, savaş kadar barışın da önemli olduğunu göstermesine engel olmazdı. Yaptığı devrimler, ülkenin maddi ve manevi bakımdan yücelmesi, onun ulusunun yüreğinde büyümesine, tüm dünya uluslarına örnek olmasına engel olmazdı.

O’nu küçümseyenler, O’na lanet okuyanlar, devrimlerinden sapmak ve ülkeyi karanlığa götürmek isteyenler daha hayattayken bile ortadan silinirken, bütün dünyada özgürlük, eşitlik, barış ve uygarca yaşamak isteyen milletlerinin düşüncelerinde ve yüreklerinde gittikçe büyümezdi.

Ne şanslı bir ulusuz ki, insanlık için ortaya koyduğu düşünce ve eylemlerinin yaratıcısı olan bu büyük insan, mavi gözleri, sarı saçları ile aynı zamanda ölümsüz bir insan güzelliğine sahip olmuş. Küçücük bebekler bile güzelliği ve çekiciliği karşısında O’nun resimlerini büstlerini, öpücüklere boğuyorlar.

O’nu saygı ve saygı ile anıyoruz.