Yani birini aldatmak için tuzak kurmak…

Pusu ise düşmanlık güdülen birine beklemediği bir anda saldırmak için gizlenmek...

Pusuda mutlaka düşmanlık vardır ama kumpasta düşmanlık olmayabilir.

Siyasette küçük ayak oyunlarına sıkça rastlanır ancak birilerini yönetebilmek için pusudan ziyade kumpas kurulur.

Özellikle son yıllarda siyasette pek çok kişinin kaseti ya da kaydı olduğundan bahsedilir.

Peki neden bir insan, bir yönetim ya da bir devlet birilerine kumpas kurar?

***

Çünkü hepsi için geçerli tek bir kural vardır:

Körler diyarında tek göz size Tanrının üstünlüğünü sağlar!

Şunu unutmayın…

Dünyayı ihtiyaçlar yönetir. Eğer kendinize ihtiyaç duyulmasını sağlayamazsanız ilk fırsatta yok edilirsiniz.

İyi, bilgili, ahlaklı ve kendinden emin insanlar başkasına kumpas kurmaya ihtiyaç duymazlar ama hem egosu yüksek olup hem de bu vasıfları karşılayamayanlar rakipleri için kumpas kurmaya çalışırlar zira rakipler hakkında bilgi sahibi olmak çok önemlidir.

***

Herkesin bir zayıf noktası olabilir.

Kumpas kuranlar, insanların zayıf yanlarını veya gerçek niyetlerini ortaya koyup kendilerini öne çıkaracak bilgileri elde etmeye çalışırlar.

Bu zayıflık kendine güvensizlik, kontrol edilemez bir duygu ya da ihtiyaç hatta bir zevk de olabilir.

Kumpas kuranlar rakiplerinde her zaman kontrol edilemeyen tutkuları ve saplantıları ararlar çünkü tutku ne kadar güçlüyse insan o kadar savunmasızdır.

Genellikle para, kadın ya da erkek, makam ve kumar tutkusu üzerine yoğunlaşırlar.

İnsanların en belirgin özellikleri hırsları, şehvetleri ve korkularıdır. Bunlar, insanların saklayamadıkları ve üzerinde en az kontrollerinin olduğu duygulardır.

Eğer insanların kontrol edemediği duyguları bilirseniz onları siz kontrol edebilirsiniz!

Onun için, rakiplerinin zevklerinden korkularına kadar her şeyi öğrenmek isterler. Bunun için de onların en yakınındakileri satın alarak kendilerine bilgi getirmelerini sağlarlar.

Hatta rakiplerini kışkırtarak sadakat ve dürüstlük derecelerini öğrenmek isterler.

***

Devlet; kendi varlığını sıkıntıya sokacak düşman kişilere pusu, yürüyen sistemi daha rahat idame ettirmek için de kontrol edemediği kişilere kumpas kurar.

Unutmayacağımız bir şey daha…

Yürüyen bir sistemin devam etmesi için sistem içinde en temiz olanlar en tehlikeli olanlardır!

Kirli çamaşırları olmayan bir siyasetçinin sağı solu belli olmaz. Onlara güç verildiğinde yakıp yıkma potansiyelleri ve gerçekleştirmek istedikleri kendi fikirleri vardır.

Temiz siyasetçiler seçmenlerine olan güzel vaatlerini gerçekleştirmek isterler. Ama bu vaatlerin bir kısmı derin devlet politikasıyla çelişebilir.  

Bazıları bu tip siyasetçilerden hiç hoşlanmaz çünkü temizliğin ruhu onların şeytanlarını rahatsız eder.

Halkta karşılığı olan bu temiz siyasetçileri ortadan kaldırmak yerine hem güvenebilmek hem de kendi istediklerini yaptırmak için onlara kumpas kurarlar.

Maalesef bu iş böyledir.

İnandığınız, güvendiğiniz siyasetçilerin bir süre sonra tavır değiştirdiklerini görürseniz emin olun devletin çeşitli kademeleri o siyasetçileri ele geçirmiş demektir.

Her şey yemin tadına bağlıdır. Eğer tuzak yeterince çekiciyse gözleri kör eder.

Ne kadar hırslı ve aç gözlü olurlarsa o kadar iyi yönetilirler!

***

İnsan ne kadar yükselirse yanında onu öven ve şişiren kişi sayısı da artar. Çoğu zaman bütün hataları yanındaki o kişiler yaptırır.

Eski Romalıların bir sözü vardır “Köpeğe dikkat et, seni yalayarak öldürür.”

***

Siyasette pek çok şey vazgeçilmez olmak üzerine kuruludur.

Oysa Bukowski’nin dediği gibi “Hiç kimse vazgeçilmez değildir ve hiç kimse kendini vazgeçilmez sanan biri kadar da aptal değildir.”

Kendini vazgeçilmez sananların en büyük özelliği çok yüksek egoya sahip olmaları ve bir kibir duvarıyla çevrilmiş olmalarıdır.

Vazgeçilmez olduğunu düşünenler genellikle aşırı zengin, yıllarını siyasetin içinde geçirmiş, insanlarla ve devletlerle karmaşık bağlantıları olan balinalardır.

Balinalar hep oyunu kendilerinin kurduğunu düşünürler ve kibirleri kendilerinin de kullanılabileceğini düşünmelerine engel olur.

Nitekim…

“Bir balinayı sadece lokma lokma bitirirsin. Balina buna asla ihtimal vermez ama bitince der ki meğer ben sadece bir et parçasıymışım.”

***

Sonuç olarak…

Siyasette kendi çıkarları, hırsları ve tutkularına teslim olup yakayı kaptıran korkaklar ve her şeye rağmen her şeyi göze alarak temiz kalan cesurlar vardır.

Stefan Zweig’in dediği gibi;

“Yazık ki, dünya tarihi sadece cesaretin değil, korkaklığın da tarihidir.”