Hafif bir rüzgar dokunuyor tenime, saçlarımı havalandırıyor.

Öylesine tatlı esiyorki, adımlarımı iyice yavaşlatıp, bu eşsiz doğa olayının keyfini çıkarmaya karar veriyorum.

Aşağıda vızır vızır geçen otobüslerin, otomobillerin, kamyon ve tırların sesi yankılanıyor.

Şehre girince bu esintiden eser kalmayacak biliyorum.

Sağdan sağdan bastonumu tıkırdatarak yürümeye devam ediyorum.

Evet tahmin edildiği gibi d100 karayolundan İzmit merkeze bağlantıyı sağlayan köprülerden biri olan halk evi köprüsünün üzerindeyim.

Bazen bu köprünün üzerinde çok sayıda dilenci olur.

Üzerlerine tırmanmamak için kulaklarımı dört açarım.

Kimi zamanda şehrin diğer sakinleri köprünün ortasında serinlikten faydalanıp keyif yapmaya kalkınca, arada bir kuyruk acısıyla canlarını kurtarırlar.

Yok henüz hiçbir köpeğün üzerine tırmanıp ezmedim.

Sadece minik dokunuşlarla fark edebiliyorum.

O ise istifini hiç bozmayıp, İlla benim yolumu değiştirmemi bekler.

Aramızda sessiz bir anlaşma varmış gibi. O hırlayıp havlayıp bana saldırıp korkutmuyor, karşılık olarak bende saygıda kusur etmiyorum.

Neyse böyle dünlerden biri ama o gün köprüde ne dilenci ne köpek var.

Esintinin tadını çıkararak yürüyorum.

Yürüyen merdivenlerin başına yaklaştım – motor sesinden anlayabiliyorum bunu- baktım bedenimde esintinin haricinde farklı bir dokunuş…

Bir el teklifsizce omzuma atılmış, beni kendi hızında, zaten yönlenmiş olduğum yürüyen merdivenlere doğru sevk etmeye çalışıyor.

Kimin bu el böyle… bir erkek eli bu… Düşünsenize siz bayanlar yolda kendi halinizde sakin saki yürürken hiç tanımadığınız birerkek elini omzunuza atıyor.

Mümkün değil değil mi, elbetteki değil.

Zaten aklı başında hiçbir erkek buna kolay kolay cesaret edemez.

Ben neden bu şekilde bir davranışla karşılaşıyorum peki, benim farkım elimdeki beyaz baston tabi ki.

Geçtiğimiz ay İzmit belediyesi kent konseyi engelliler meclisi bir etkinlik düzenlemişti.

Engellilerde cinsellik ve toplumsal bakış isimli bir seminerdi bu.

Bu etkinliğe sivil toplum kuruluşu üyelerinden ve engelli ailelerinden ve doğal olarak engellilerden oluşan bir grup katılmıştı.

Öncelikle İzmit belediyesi kent konseyine bu önemli konuda yapmış olduğu seminerden dolayı tebrik ve teşekkürlerimi sunuyorum.

Bu seminer bugüne kadar alışılagelmiş bir seminerden çok farklı olmakla beraber engellilerin en önemli sorunlarından birine parmak basmayı hedeflemişti.

Normal şartlarda her SAĞLAM vatandaşın sorunu olabilen ancak iş engellilere gelince, göz ardı, kulak ardı, hasır altı edilen bir konuydu bu.

Çünkü SAĞLAM insanlara göre engellinin tek sorunu yemek içmek yada erişilebilirlik başlığı altında toplanmakta.

Oysa cinsellikle yada cinsiyetle ilgili sorunlar esasen bir engellinin psikolojisini büyük ölçüde etkileyen ama yok sayılan, su yüzüne çıkarılıp onarılmadığı için üstü kabuk bağlamış olduğu halde içerde için için işleyen irinli bir yara gibi sıcak ve acı veren bir durum.

Ha nedir bu engellilerin yaşadığı cinsellikle, cinsiyetle alakalı sorunlar .

Bu platformda konuşmaya kalkarsak çok uzun ve can acıtıcı bir tablo çıkacak karşımıza, o nedenle ben sadece yukarıda yaşadığım örnek olayı temsil eden sorundan bahsetmek istiyorum.

Bu sorunun bakış açısına göre aslında iki farklı yönü bulunmakta.

Evet bayanlar size sormuştum. Tanımadığınız bir erkek elini teklifsizce omzunuza attı mı. Hayır atmadı elbette.

Engelli kişiye bunu yapabiliyor.

Çünkü birincisi, engelli kadınlar, bir kadın olmaktan çok uzaklar topluma göre.

Engelli bir kadının kişisel alanı mahremiyeti cazibesi seksapalitesi, kısaca cinselliği yoktur. O zavallı bir engellidir sadece.

Hemcinslerinin yanı sıra karşı cins de ona teklifsizce dokunur bunun hiçbir mahsuru yoktur.

Onlar size bakınca bir kadın değil, en fazla – ay ne şirin şey- yada – ay ne zavallı şey- duygusunu yaşarlar.

Bu onların en doğal hakkıdır ve eğer sağlam kişilerin yaptığı gibi olması gerekeni yapıp haddini bildirirseniz, birden bire ya nankör ya da kötü niyetli fesat kişi oluverirsiniz.

Zaten size yardım etmek isteyende kabahattir. Ne haliniz varsa göründür.

Bu konu görme engelli bireyler için biraz daha az ortaya çıkan bir durum olmakla beraber, toplumda şimdi anlatacağım şekilde ruh yapısına sahip kişilerin de var olduğuna üzülerek konuşuyorum.

Her ne koşulda olursa olsun, kadını tamamen bir cinsel obje gibi görüp de – ki bu kişi engelli olunca çok daha savunmasız olabiliyor- cinsel tatminsizliklerini bir dokunuşla bile olsun gidermeye çalışan ruh yapısına sahip olan erkekler. Bu konuya kadın gözüyle baktığım için karşıma aldığım cinsiyet erkek olmak durumunda maalesef.

Oysaki engelli kişi de tıpkı engelli olmayan kişinin sahip olduğu haklara, mahremiyetlere, kişisel dokunulmazlığa, cinsiyetinin gerektirdiği davranışları sergilemeye ve toplumda bu şekilde varolma hakkına sahiptir.

Tıpkı engelli olmayan kişiler gibi duyguları, hayalleri, arzuları, çekinceleri, vardır. Ve her şeyden önce bir kadın engelli de olsa bir kadındır öncelikle…

Yıllar öncesinin dillere pelesenk olmuş bir reklamı vardı hani, kırklı yaşlarda olanlar hatırlar.

Yolda hiç tanımadığınız bir erkek size çiçek verirse şaşırmayın, nedeni … parfümüdür.

İşte bayanlar yolda hiç tanımadığınız bir erkek size dokunursa hiç şaşırmayın nedeni elinizdeki baston olabilir…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.