Hiçbir zaman iyimser biri olamadım. Geçenlerde elime bir hayat rehberi ulaştı, cesaret edip ancak okuyabildim. Gördüm ki benim bu karamsarlık tarihsel ve genetik. Umut taşımam yani bünyemde. Tam olarak iki bin on üç gibi son umutları tükettim. Öngörülü karamsarlığa gerçekçilik diyerek sempati topluyorum diyelim.

Otuzu aştığım gibi de istikrarlı bir umutsuzluk karattı iyice beni, memleket de karanlıkta, zaten hep ona tabiyim. Tek başıma umut istemediğim malum olalı yıllar geçti. Üzerinde çalıştığım şeyler var, yalana aşırı reaksiyon vermek gibi, adaletsizlikle tek başımla ve çenemle baş edebileceğim inancı gibi. Bunları da aşacağım kısmetse.

Ama köşelerde, özellikle hafta sonuna doğru, umutsuzluk talep edilen bir şey değil. Bir karamsarın gözüne umut ışığı nasıl vuruyor onu anlatacağım.

Daha aynı seçimin ilkinin kesin sonuçlarını almadan önce çarşının ortasındaki bir gerginliğin tam ortasından sekerek geçen bir dayı “bugün değil, bugün değil” dedi. Yanında kelebekler uçtuğuna yemin edebilirim. Meydanda kızlı erkekli gruplar, kızlı erkekli olmaları yetmezmiş gibi halay çekip, dans ettiler. Müzik yaptılar kesintisiz. Henüz ay ortasında ve cebi boş çalışanlar o gün evlerine malum bezmişlikle gitmediler. Ev ahalisine meydandaki dansı anlattılar.

Sonra aynı seçimin daha ikinci ve daha kuvvetli sonucunu aldık.

Yıllardır kıyafetlerine kisve, kadehlerine masa altı layık görmüş insanlar, omuzlarını dikleştirdi: “artık ne olacaksa olsundu”. Onur haftasında geçen yıllara göre destek arttı. Belediyeler bile sırt çıktı renklere. Ahlaksız, dinsiz diyenlerin sesi ancak makul tonda konuşabildiği sürece dikkate alındı. Kimseyi ürkütmedi öyle. “hani canım yandan” denildi onlara. Aile, beka elden gidiyor kaygılarına göz devrilip yola devam ediliyor şimdilerde.

Azgın olmayan çoğunluk, karşılarında bunca renkten azınlıklar görünce öz eleştiri bile yapmaya başladı ( umut yazısı olduğu için böyle diyorum, yoksa gemiyi terk ediyorlar derdim). Samimiyetsiz ya da değil, bir tür adalet kabulü başladı sanki, on sene öncesini asla hatırlamadıkları zihinlerinde.

Başkentin boru ihalesi canlı yayını derbi maç gibi reyting aldı. Kedilere söz hakkı tanıdılar, despotun haksız cipi halk düğünlerine tahsis edildi. Şeffaflığa olanca açlığımızla tutunduk.

Merhaba dendi çokça, günaydın. Gülümsemelerin tozu alındı, ilk günkü gibi yüzlerde yer buldu.

Öyle seküler, bilim gibi, adalet gibi bir şey esti sıcak yazın sıcak topraklarında.

Tren katliamının heyetinin görevden çekilmesini bile iyiye yoracağım handiyse. Çünkü bir makamdan korktuğun için ayrılmak, bir makamdan korktuğun için ayrılamamaktan çok daha cesur bir hareket.

Bütün bunlar, yıllardır hep kazanan tarafın, kazandığını hayatın her anında başına kaktığı azgın azınlığın, zafer bile demediği bir umut ışığını parlatmasıyla oldu. İncecik, iğne ucu kadar belirsiz. İntikam istemeyen, haddini bilen bir cesaret geldi hepimize.

Seçmediğimize hesap soramamanın yorgunluğunu, kimin seçtiğinden bağımsız olarak herkesten açıklama beklemekle değiştirdik. Hocam yalnız biz burdayız, sanma ki koltuklar rahat olacak, bize bir kendini bilmek geldi ki, halk iradesi dedikleri olsa gerek.

Az şey değil. Umutlar hiç bitmesin, çoğalsın.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.