Sevgili dostlarım hayatımda bir ilki gerçekleştiriyor olmanın keyfini yaşıyorum bu satırları yazarken. Aslında tesadüflerin büyük gücüne hep inanmışımdır yaşamım boyunca. Biraz insanın kendi elinde olsa da hayatını şekillendirmek, çokça da ister kader deyin, ister şans, ister tesadüf bunlar hep bizim yol hikayemizi belirliyorlar ister istemez..

Hayatıma renk katan bütün güzel uğraşlarla hep tesadüfler sayesinde tanıştım. Hayata teşekkür ediyorum bu yüzden. Hep güzelliklerle, güzel insanlarla kesiştirdiği için yolumu. Resimle, müzikle, yazıyla veeee şimdi de hiç aklımda yokken yolum, biraz sonra yaptığımız keyifli sohbetle sizlere tanıştıracağım Mimar sevgili Mert Dinçol sayesinde, röportajla da kesişti. Duygu Mert’ in yürekle cesaretlendirmesi ile de işte karşınızda ilk röportajım ve Mert Dinçol’ u takdimimdir..

Sevgili Mert’ in bizim buralarda başlayan serüveni şimdilerde de ilk gittiğimde çok etkilendiğim New York’ ta devam ediyor. Bu başarılı mimarın, aynı zamanda özgün tasarımcının çalışmalarını şekillendiren unsurlar bana o kadar etkileyici geldi ki, hem ve hem de gelecekte kızımın meslektaşı olarak onunla konuşmayı çok istedim.. Çünkü yaptıkları, yapacakları, ideallerinin peşinde yüreklice gitmesi özellikle genç arkadaşlara önemli bir rehber olacak diye düşünüyorum...

SAA: Sevgili Mert sana çok uzaklardan kocaman bir merhaba gönderiyorum. Şu anda yaşadığın şehir dünyada pek çok yeri dolaşmama rağmen beni en çok etkileyen şehirlerin başında geliyor. NY bende kendine tekrar tekrar gitme isteği uyandıran tek şehir oldu diyebilirim. Sanıyorum etkileyici bir ritmi ve pek çok farklı kültürden insanın ahenkli koşturmacası beni etkilemiş olabilir diye düşünüyorum. Seninle bir vesile tanışmaktan çok mutlu oldum, yazılarımı takip ettiğini biliyorum ve biraz kendi ifadelerinle seni okuyucularımıza tanıtmak istiyorum. Türkiye’ den NY’ a uzanan hikayen nasıl başladı? Buradan başlayarak biraz yol alalım istiyorum..

MD: Öncelikle merhaba. Türkiye’den sonra New York’ta devam eden hikayemi anlatmak isterim. Çocukluk yıllarımdan beri hep Amerika’da okumak ya da yaşamak istemiştim. Bunun en büyük sebebi teyzemin uzun yıllardır Amerika’da yaşıyor olması diyebiliriz. Hep Amerika hakkında hikayeler dinleyerek büyüdüm diyebilirim, sonunda ben de bu isteğimi gerçekleştirdim ve buraya taşındım. Tabi çok da kolay olmadı. Mimarlık fakültesinden mezun olduktan sonra hırsla iş hayatına atıldım. Yaklaşık 3 sene kadar çalıştıktan sonra gerçekten istediğim hayatın bu olmadığını anladım ve her zaman hayalim olan yurtdışında, özellikle Amerika’da yaşamak, mesleğime yurtdışında devam etmek için bir şeyler yapmaya karar verdim. Her şey verilen karara inanmak, hırslı olmaktan vazgeçmemek ve hayallerin peşinden gitmekten geçiyor. Yarı yolda bırakan çok insan oldu, burada hayat çok kolay gibi gözüküyor olabilir çoğu insana göre. Ancak Türkiye’de yaşadığımız hayattan çok çok daha zor ve tek başınasınız..

SAA: Senin hikâyeni ve çalışmalarını incelerken en etkilendiğim şey tasarımlarına yön veren önceliklerin oldu. Mimarlık bana göre çok önemli ve kadim bir meslek. Her şeyden önce mimarlar kendilerini etkileyen öncelikler sayesinde, planladıkları ile hayatımıza bir şekilde dokunuyorlar. Keyifli bir dünyada nefes alınabilir bir yolculuk yapmamız ya da nefessiz kalmamız biraz da mimarların becerileri ya da yetersizlikleri ile oluyor. Tasarımlarına yön veren ve ideallerini şekillendiren detayları anlatır mısın bize lütfen?

MD: Genel olarak tasarımlarıma yön verirken en çok üzerinde durduğum nokta fonksiyonellik. Bana göre tasarım amacı ve kullanışlılık bir uyum içinde olmalı. Pratikte sorunları olan bir dizaynı günlük hayatta kullanmak hayatı daha da zorlaştıracaktır diye düşünüyorum. Dahası çevreye olan etkisi. Yaptığım ürünlerin tamamı %100 geri dönüştürülebilir maddelerden oluşuyor ve bunun dışına çıkmamaya çalışıyorum. Devamında ise göze hitap etmesi, herkes için uygun bir niteliği olması diyebilirim.

Boş vakitlerimde başladığım ve içimdeki hiçbir zaman durduramadığım üretme sevdasının büyük bir etkisiyle, ailemin evinin arka bahçesinde oluşturduğum küçük atölyemde başladığım mobilya tasarımlarıma ise 5 elementten biri olan ateşe ilgim ve ondan aldığım ilham yön vermektedir. Bu noktada bahsetmek isterim ki ahşap ile uğraşmak, sıfırdan başlayıp bir ürün meydana getirmek benim için büyük bir zevk, mutluluk benim için. Her şeyi bir kenara bırakıp atölyemde kendi kendime çalışmak en büyük hobim diyebilirim.

İlerleyen yıllarda da ateşe olan merakımı çevreci bir bakış açısı, bir mimar ve tasarımcı gözüyle birleştirerek ve diğer elementleri yani metal ve ağacı kullanarak oluşturduğum ürünlerimi sergilemek için “Woodnlight” adlı bir platform meydana getirdim. Adından da anlaşıldığı gibi ahşap ve ateşi, yani birbirine zıt iki materyali kullanarak ve yanıcı/parlayıcı özelliği çok yüksek olup tamamen zararsız ve dumansız, çevreci ve gelecek vadeden bir yakıt olan Bio Etanol (E85) kullanarak mobilyalarımı tasarlamaya başladım. İç mekan kullanımı odaklı olarak tasarladığı bu mobilyaları rahatlıkla dış mekanda da kullanmak mümkün. Özellikle kullandığı yakıtın avantajı herhangi bir şekilde insan sağlığına zararlı gazlar meydana getirmemesidir. Duman yaymayan ve koku oluşturmaması ise iç mekan kullanımında güven sorununu ortadan kaldırmaktadır. Ayrıca belirtmek isterim ki tasarım fikri ya da ilham olarak nitelendirdiğimiz o etki her an her yerden gelebiliyor insana. Örneğin ben bir hayvan severim ve 3 kedim sahibiyim. Yaptığım çalışmalarda ve tasarımlarda hayvanlara olan sevgimi unutmayarak, onlar için de rahat edebilecekleri mobilyalar üretmekte ve bu mobilyaları oluştururken de kendi felsefemden yine vazgeçmeyerek %100 geri dönüştürülebilir ya da atık malzemeler ile tasarladığım pet mobilyaları mevcut. Tasarımlarımın evcil hayvanlar için ergonomik, modern, fonksiyonel ve herkes için ilgi çekici olması esas hedeflerim arasında...

SAA: Ben hep şehirlerin bir ruhu olduğuna inanırım. Kimi şarap şehridir kimi dua.. Kimi vals şehridir kimi sema.. Kimi hovardadır, isyankar kimi asil soylu. Şehirler dinlemesini bilirseniz size ne çok şey anlatır sessiz ama çığlık çığlığa. Yaşadığı mutlulukları, sevinçleri, hüzünleri. Gördüğü ihanetleri. Hepsini anlatırlar size ve asla yalan söylemezler. Mimarların hayatlarında da yaşadıkları, etkilendikleri şehirlerin hikayelerinin onların ruhlarına iz bıraktıklarını düşünürüm. Katılır mısın bu düşünceme? Değerlendirmen nasıl olur? Sende iz bırakan şehirler oldu mu?

MD: Düşüncenize kesinlikle katılıyorum. Her şehrin kesinlikle ayrı bir ruhu ayrı bir havası ve insan üzerinde bıraktığı bambaşka bir etkisi var. Bir örnekle anlatayım, California ve New York’u karşılaştıralım. Mimarlık Master eğitimim için San Diego’ya taşınmaya karar vermiştim. Ancak bana katacaklarını ya da bende bırakacağı etkileri konusunda çok büyük bir kararsızlığım vardı. Defalarca seyahat ettim ve sonucunda karar verdim. Ben New York’a aitim. Neden mi, çünkü New York’un koşturmacası, kalabalığı, stresi insanı bir şekilde üretkenliğe, yaratıcı düşünmeye, daha mantıklı kararlar vermeye ve en önemlisi her bulduğun fırsatta kendini geliştirebilecek bir şeyler yapmak için çaba göstermeye sürükleyen yapısı beni kendine çeken ve aitlik hissetmeme sebep olan en büyük nedenidir. Ancak San Diego ya da genel olarak California’daki o rahatlık hissi, tüm sene olan güzel mevsim, sakinlik beni daha rahat bir insan yapabilir, üretmek yerine vaktimi kendimi daha az geliştirebileceğim aktiviteler ile geçirmeme sebep olabilirdi. İçimdeki bu korku benim burada kalmama sebep oldu ve kesinlikle hiç pişman olmadım..

SAA: Hayat tabi ki hep iş güç, koşturmaca ile geçmiyor. Bunlar yaşamımızın büyük bir bölümünü kaplasa da, yenilenmemiz için, soluk alabilmemiz için kendi kaçış yollarımızı da yaratıyoruz yaşarken. Bu keyifli kaçışlar, gitmeler bizim yeniden hayata tutunmamız daha fazla üretken olmamızı da sağlıyor bir bakıma. Müthiş ritmi olan çok renkli bir şehirde yaşıyorsun. Pek çok farklı ülkeye mensup insanlar yaşıyor bu şehirde. Dünyanın sanat, ekonomik, iş, siyaset, kültür kalbi de burada atıyor aslında. İstanbul gibi hiç durmayan, yorulmayan, uymayan bir metropol. Çok özelin sana kalsın ama ☺ bize biraz NY günlüğünden bahseder misin? Keyif ya da kaçış hikayelerin var mı?

MD: Haklısınız hayat hep iş, güç ve koşturmaca ile geçmiyor. Söylediğiniz gibi New York çok yönlü, renkli ve hareketli bir şehir. Burada kim ne olursa olsun kendine uygun bir aktivite, hobi, zevk ve eğlence noktası bulabilir ve hayattan zevk alabilir diye düşünüyorum. En sevdiğim kısmı her milletten insanın bir arada yaşıyor ve kültürlerini paylaşıyor olmaları. Ayrıca belki hiçbir zaman gitme fırsatı bulamayacağınız ülkelerin mutfakları New York’ta yer almakta ve hepsini tatma imkanınız var. Bu da en sevdiğim kısımlarından biri. Ancak belirtmek isterim ki New York çok yorucu bir şehir. Uzun süreler geçirdikten sonra insan üzerinde bir karamsarlık etkisi yarattığını düşünüyorum. Bu sebepten ötürü de bulduğum fırsatlarda seyahat etmeyi çok seviyorum, aslında şehirden kaçıyorum diyebiliriz. Araba kullanmak hayattaki en büyük zevklerimden biri, yakın yerlerden başlayarak yavaş yavaş çoğu eyaleti gezmeye, orada yaşanan hayatları, yaşam tarzlarını keşfetmeyi, öğrenmeyi ve her gittiğim yerde yeni insanlarla tanışmayı çok seviyorum. Ancak belirteyim, New York’tan çıkmadan yapılabilecek yüzlerce aktivite var. En basiti şehrin ortasında yer alan birden çok park var. Gidip yürüyüş yapmak, koşmak, çimlerde oturup kitap okumak, uzanmak, hayal kurmak bile bazen fazlasıyla rahatlatıcı ve yeterli olabilmekte. Söylemeden geçemeyeceğim New York’un sonsuz ve hareketli bir gece hayatı olduğu da gençler için güzel bir detay..

SAA: Sevgiyle sana çok teşekkür ediyorum bu güzel hasbihâl için. Bu köhne ve yaşlı dünyanın yeniden soluk alabilmesi, barışla, hoşgörü ile, sevgi ile yoluna yeni bir enerji ile devam edebilmesi için senin gibi gençlere çok ihtiyacı var.. Umarım hayallerinin, ideallerinin peşinden gitmekten vazgeçmezsin. Belki bir gün NY’ a yeniden gelip sana yakından merhaba demek ne güzel olur..

Hoşçakal..

MD: Saygıyla size bu güzel sohbet için çok teşekkür ederim. Umarım en kısa zamanda gelebilme fırsatınız olur ve sizi ağırlamaktan çok memnun olurum. Hoşçakalın...