Aydın tanımı tartışmalıdır ve genellikle entelektüel ile karıştırılır.

Entelektüel; kendi mesleki alanı dışında, sanat, felsefe, siyaset gibi birçok alanda kendini yetiştirmiş, fikir sahibi, görüşleri ve yaşantısıyla göz önünde olan insandır.

Aydın ise topluma yön veren, halkın çıkarlarını kendi çıkarından önce gören, kimsenin söyleyemediklerini cesurca söyleyebilen, bilgili, erdemli, dürüst ve varlığı o topluma değer katan kişidir.

Her aydın entelektüeldir ama her entelektüel aydın değildir!

***

Peki, ne yapar gerçek aydın?

Araştırır, bilgi toplar, koşullanmış düşünceden arınır, olaylara tek taraflı değil her açıdan bakar yani diyalektik düşünceye sahiptir.

Çevresini bir bütün olarak algılayarak sorunları saptar ve bu sorunlara toplumsal çözüm önerileri bulur. Her koşulda adil, hoşgörülü ve özgürlükçüdür.

Kendini iktidara ya da muhalefete göre konumlandırmaz. Doğru kimden gelirse gelsin destekler, yanlışa bütün gücüyle cesurca karşı çıkar ve yön gösterir.

Toplumlar ekonomi, siyaset, kültür, eğitim gibi alanlarda ürettikleriyle büyür ve yükselir ya da küçülür ve çökerler.

Bir toplumun gelişme düzeyi aynı zamanda aydının gelişme düzeyini de belirler çünkü her birey, içinde yaşadığı toplumun karakterini taşır.

***

Gerçek aydınlarımızı bir kenara ayırıyorum…

Her şeyin sahtesi olduğu gibi aydının da sahtesi vardır.

Az gelişmiş ülkelerde sadece eğitim görmek, bazı konularda bilgi sahibi olmak ya da ağzı iyi laf yapmak kişinin aydın olarak görünmesine neden olur!

Sahte aydınlar, hâkim görüş ya da iktidarın düşüncesi neyse ona göre pozisyon alırlar.

Diyalektik ve bütünsel düşünceye sahip olmadıkları için konulara yüzeysel yaklaşırlar. Vatandaşa tepeden bakarlar ve mevcut gücün koruması altına girerek yetersizliklerini farklı üsluplarla kapatmaya çalışırlar.

Güce göre yön değiştirmeleri sonucunda tutarsızlaşırlar, halktan koparlar ve halka rağmen halkı yönetmeye çalışan işbirlikçi olurlar.

Onun içindir ki sahte aydınlar toplumun önünü açacak, ona ışık tutup yön gösterecek konuma gelemez ve evrensel olamazlar.

***

Bir insanın aydınlanabilmesi için özgür olması, devletin ya da birilerinin takibine uğrama korkusu olmadan düşüncelerini açıkça ifade edebilmesi gerekir.

Aydınlar her şeyden önce bunun önünü açmalıdırlar çünkü aydınlanma toplumsal bir harekettir ve toplumu harekete geçirme de aydınların görevidir.

Oysa günümüzde, sahte aydınlar bırakın halkın özgür düşünebilmesinin önünü açmayı, halkı daha da dar kalıplara yerleştirip düşünmesini bile engellemeye ya da sadece belirli görüşleri pekiştirmeye yönlendiriyor.

Yani, bugün aydın geçinenler hükümetin ideolojik bir aygıtı durumuna gelmiş durumdalar.

Sahte aydınlar okumaz, diyalektik düşünemez ve özgürlüklerini korkularına feda etmişlerdir. Gerçek bir aydında olması gereken bilgi, ahlak ve ideolojilerin dışına çıkabilme özellikleri yoktur.

***

Bir toplumda insanlar yaşadıkları gündelik hayatın dünyasını aşabilecek gücü gösteremezler. Gün boyu ekmek parası peşinde koşanların aklına okumak ve sorgulamak gelmez.

İşini yitirme, aç kalma, geleceğini güvence altına alamama korkusu insanları okumaktan uzaklaştırdığı gibi düşünmekten de uzaklaştırır. Kendilerini güçsüz bırakan bir düzenin içerisinde insan kitleleri çeşitli yönlere doğru savrulurken, her türlü okuma ve düşünme eylemi devre dışı kalır.

Azgelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerin hepsinde durum budur.

Gelişmiş ülkeler, dünyanın geri kalmış bölgelerini sömürme işini toplumların cahilliği üzerinden yürütür ve sömürdükleri ülkelerin toplumlarının daha da cahil ve geri kalabilmeleri için sahte aydınlardan yararlanır.

***

Yani demem o ki…

Bir millet geri kalmışsa;

Bunun nedeni gerçek aydın eksikliğinden ya da gerçek aydınların sahteleri kadar cesur olamamalarından kaynaklanır.

Bir düzen değiştirilmek isteniyorsa önce gerçek aydınlar gereğini yapmalıdır.

Bu halktan bir şey olmaz demek bu aydın tipinden bir şey olmaz demektir!